Perşembe, Ocak 03, 2008

ERGUN APARTMANI

Nişantaşı'nda, Hüsrev Gerede caddesi yolu ile aşağıya doğru inerken sol kolda kalan Teşvikiye Camî bitiminde hemen bir sol ve ilk sağ yapıp yönünüzü yine aşağı çevirirseniz bulunduğunuz sokağın adı Kalıpçı'dır..
Bu sokak aşağı doğru dikleşen bir yokuşla Beşiktaş'a kadar iner.
Yokuşun yeni başladığı yerlerde, solunuzda Ergun apartmanını bulursunuz.
Yanlış hatırlamıyorsam dört beş katlı bu apartmanın, merdivenle inilen bir de bodrum dairesi vardır. Bu dairenin salonunun da pencereleri hayli yukarıda olup, yol seviyesine bakar..
Yani, meraklı iseniz, yokuştan aşağı inenlerin bacaklarını rontlayabilirsiniz..

1976-1977 yıllarında, Chakotay, Tireli Ahmet, Ortak Serdar, Çin'li Bora ve ben bu evi paylaşmıştık.
Ahmet ve Serdar İTÜ'de okumaya çalışırken, Bora Güzel Sanatlar'daydı.. Bizde Chakotay'la, babalarımızın zulümünden kaçmış, sürünüyorduk..
Terörün, öğrenci olaylarının had safhaya çıktığı dönemlerdi. Bir gece çorbacı dönüşü sabaha karşı bizim grubu, afiş eylemine çıkmış bir grupla karıştırarak o zamanki adı ile Teşvikiye Karakolu'na (Harbiye Karakolu) çekmeleri hâdisesi vardır ki, başka bir yazı konusudur..
Başka bir yazı konusu ise, yandaki eski ev kalıntısından, bize gelen akreplerdir..
Evet, Teşvikiye'nin göbeğinde iki defa akreple karşılaşmıştık.. Ama, dediğim gibi, başka bir yazı konusu..

** ** **

Serdar'la benim hiç paramız yok.. Meteliksiziz..
Tire'li Ahmet, apartman yöneticisi bu arada..:))
Bir gün, "Beyler, kömür alıyoruz.. Sokak kapısına dökülen kömür, bizim bodrum katının altında bodrum(kare) katına taşınacak.. Bunun taşınması için bir kaç adam tutulacak ve 100 lira verilecek.. İsterseniz siz taşıyın.. Parayı size vereyim.." dedi.
Serdar'la birbirimize baktık.. "Tamam ulan.. Adam başı 50 lira bizi bir hafta uçurur.. Taşırız.."

Kömür, şimdilerde olduğu gibi torbalarda değil, dökme geliyor. Önce metalden sapları olan kalın kauçuk kovalara kürekle dolduruyor, aşağı indirip döküyorsunuz.. Yukarı çıkıp tekrar dolduruyorsunuz..
Bitirdik tabi, bir müddet sonra.. Ama ne el kaldı, ne bel, Serdar'la..
Aldık paraları..
Bir mutlu olduk.. O kadar yani..

** ** **

Aylar sonra, evde Ahmet'in olmadığı birgün, Serdar seslendi; "Ortak, gel bak ne göstercem?" diye..
Masaya oturmuş, apartmanın gider defteri açıktı önünde..
İşâret ettiği satıra baktığımda, Kömür taşıma başlığının karşısında 150 lira yazılı olduğunu gördüm.

Ben böyle şeyleri sormadan edemeyen bir tipimdir.. Akşam Ahmet'e sorduğumda "Eeee, Dayıbaşı parası o.." demişti..

Sizin şu anki hislerinizi bilmem ama, biz Ahmet'e hiç kızmamıştık..

** ** **

Yıllar geçti..
Serdar, bir kaç yıl evvel, çalıştığı büyük bir şirketin toplantısı sırasında geçirdiği beyin kanaması sonucunda öldü.
Cenâzesi, İstanbul'dan İzmir'e getirildiğinde, Camide Ahmet'le birlikteydik..
Beraber gömdük..
Kabristandan çıkarken, "Dayıbaşı parasını" ve daha bir çok ortak konuyu hatırlayıp gülümsedik birbirimize, nemli gözlerle..

** ** **

Uzun zaman arayıp bulamadığım bir albümün, Ergun apartmanının bodrum katında çok dinlediğim bir şarkısını dün buluverince, hatırladım bunları..
Şarkı yanda çalıyor..
Beware My Love..

9 yorum:

ÇALIŞAN ANNE OLMAK dedi ki...

Sizi bilmem ama 60 lar ve 70 lerde
yetişkin olmayı çok isterdim. Bence o günler çok daha masum. Dayıbaşı konusunda şimdiki zamanda kimsenin kızmayacağı ihtimalini aklım almıyor :( Bilemiyorum kim ne derse desin 60-70-80 lerde
çocukluğumun-gençliğimin-yetişkiniğimin geçmesini çok ama çok isterdim. Hala eski bir Türk filmi gördüğümde o güzelim inşaatsız yemyeşil yerleri o eski süslü masaları sandaliyeleri koltukları kıyafetleri saçı başı gördüğümde sanki yaşamışım gibi özlerim...

Adsız dedi ki...

Neler neler kömür...
Orda gecirdigimiz zaman ve hikayelerle herhalde yakinda bir
kitap bile cikartabilirsin. Benim unutamadiklarimdansa: Odam - Kedim ve gazete örtüsü üstü zeytin, peynir, domates ve raki muhabbetleri. Ayrica Istanbul un en iyi müzik calan ve dinlenen evi idi... Hadi bakalim...

KUGUU dedi ki...

Yaslaniyorsun ABI... :)))
Butun alametler bunu gosteriyor satirlarinda ve ozellikle satirarlarinda... ( Bu arada "alamet" kelimesine dikkatinizi cekerim, kasitlidir!:))Yoksa alamet cogul mudur zaten, bir de boyle bir sey vardi???:)
Ve arkadasinizin mekani cennet olsun, rahat uyusun:(

hep dedi ki...

Çok hoş bir yazıydı.Dayıbaşı'na çok güldüm,ben olsam kızardım valla:)Hayır Abicim yazıyı gülümseyerek okuyup,olaya kahkahayla gülerken,Serdar'ın öldüğünü yazıp kahkahamı boğazıma tıktın ama ne diyeyim ki ben sana,hayat da böyle değil mi zaten?

Sevgili A.W. ve Linacık da hoşgelmişler bu arada,gözünaydın.

Adsız dedi ki...

Üst katta oturan ev sahibi ile Ahmet'in kirasına prafa oynadığını, onu prafaya bin dua ile gönderdiğimizi, bazen 3 ay kira vermediğimizi bazen aynı kirayı iki kere verdiğimizi de yazacak mısın?
Chakotay kedimizin adı neydi? Puma - Pioner - Bang Olufsen :)) İsim bolluğundan salaklaşmıştı kedicik yahu

ABİ dedi ki...

witt, üst kat deyince, çamaşır asmış bunlar.. evin genç kızının donu bizim arka balkona düşmüştü de, yukarıya kimin götürüp ne şekilde vereceğini saatlerce tartışmıştık..
zuhaooaa..

ÇALIŞAN ANNE OLMAK dedi ki...

Diyaloglar süper :) Ne güzel birbirinizin dostu olabilmiş ve öyle de kalabilmişsiniz. Bu güzel diyaloglar yüzümü gülümsetti teşekkürler...

Espresso dedi ki...

Sevgili Chakotay'ın, sana hep o içten "kömür" vurgusuyla seslenişi bundanmış demekki Abi..:)
Paylaşılanlar, yaşananlar, aşılanlar..
O günlerden, bugünlere taşıdığınız sıcacık dostluğa, saygıyla eğiliyorum. Allah kalanlara uzun ömürler versin..

Gene de parçayı bugün sağa taşırken, "beware of Dayıbaşı" diye değiştirebilirdim..:))))

su kabağı dedi ki...

bundan bi 25-30 sene sonra hangi şarkı ya da kim bana bu duyguları yaşatcak acaba? merak ediyorum.. şimdiden bunu bilebilmek zor.. çünkü hangi anının ne şekilde içime yazdığı konusunda bi fikrim yok.. ne zaman ki o gün gelecek ben de, yaa işte böyleydi, yada yaa işte bu şarkıydı dicem :) değişik bişi..

şimdilik bi kömür taşımışlığım yok ama 4 arkadaş traktöre bağlı bir römorkun arkasında yılbaşı geçireceğimiz dağ evine dangur dungur gittiğimiz ve orda da tahmin edilen şekilde mahsur kalmışlığımız var :p
bilahare anlatirim :)