Pazartesi, Kasım 05, 2007

İnsanımın kurtulamadığı öğüt verme, ders verme hastalığı

Kardeşim öğütleri, nasihatleri dinlemiyoruz, dinlemeyeceğiz. Neden bu nutuklar, nasihatler? Kim sallamış, kime faydası dokunmuş? Birbirini sallayan mı var bu ülkede? Nedir bu sinir stres? Her koyun bacağından asılır. Herkes öğütlerini kendine saklasın, içinde patlatsın. Sallamıyoruuuuz, sallamıyoruuuz! Ne gerek var öğüt, nasihat, hatta geri-nasihatlere falan. Bu durumda çevresine çok duyarlı hale gelmiş, her denileni sallayan bi arkadaş mısralar döktürmüş. İşte kompleksli, edilgen toplum örnekleri ve yazarın rüyasındaki kaliforniya yangınları falan filan. O kadar öğüt-edilgen olmuş ki bi de kendine tekrar tekrar öğütler veriyor. Şimdi ben bu Ayhanı dövmez miyim? (yazarın takdimi mükemmel, mısralar komikti epey güldüm :)))

http://www.yeniasir.com.tr/ya2007/11/05/index.php3?kat=yazar&sayfa=sbayindir&bolum=yazarlar

Ne demişler "En güzel öğüt, öğüt verenin ağzına geri-sokuşturduğun öğüttür" (eksi eksiyi götüreceğinden ortada elde var sıfır durumları olur ki bu da öğütsüzlüktür. Yani istediğim durum.)

İmza: Atasözleri, özlü söz, deyim, nasihat, öğüt, yaş haddinden bilge kesilmişler ve terbiyeciler düşmanı. (istisna: Terbiyeli Köfte)

Zevk alınan hususlar: O söz ve eylemlerin içlerinde patlaması, infilak sesleri, kaçışan hayvanlar ve etrafa saçılmış ceset parçaları.

(Bloğ üstüne alınmasın, sözüm meclisten dışarı)

Hiç yorum yok: