Pazar, Eylül 16, 2007

Yalnızlık..

(Bu yazı, Suyun Ötesi'nin "Üçnokta" ve bir altındaki "Çok nokta" postları için yaptığım ortak yorumun dün sabaha karşı bir kazaya kurban gitmesi sonucu, risk almamak için kendi bloğumuzda yazılıp, oraya c/p yapılmak üzere hazırlanmıştır. Ama hazır buradayken bize de göndermeden edemedim..)


Ben yalnızlığı, Edip Cansever gibi yatılı okullardan öğrenmedim. Eylül, bana hiç bu yüzden hüzün vermedi. Ben hiç doğurgan ve neşeli yazdan çıkıp, gri yüksek duvarlı yalnızlık okullarında mahkum hissetmedim kendimi..

Aslında, bir terk ediliş dışında, hep ben seçtim yalnızlıklarımı.. Bazı anıların hala zaman zaman doldurduğunu iddia ettiğim hayatıma, başka birini sokmayı düşünmediğimden belki de arada acı veren, bu buruk yalnızlığı yarattım ve kabullendim..

En kötüsü de, içindeki acıyı gördükleri halde, anlaşılmamak korkutur insanı. İşte o zaman, en yanlış yalnızlığı yaşar insan.

Bir de, mutluluk yalnızlıklarım var benim.. “Bir Ben Bir Kendim”le yaşadığım. Arada içimizdeki huzur bahçesine çekilmek nasıl dinlendirir insanı. Her şeyden, herkesten soyutlanmış, düşünürsün, dinlenirsin, üretirsin. Gönlünce, düşüncelerine birilerini sokar çıkarıverirsin, bencilliğinin tadına varır, kimseyi üzmeden keyiflenirsin..
Karşıyaka sahilde çimlere yalınayak basıp denize bakmak, bir Bercy sayfasında dostluğa dair Su’daki aksini görmek, bi başına okur/yazarken Güzel Abi’yle aynı şeye gülebilmek, yağmur yağarken Barınak Cafe'de sadece dışarıyı seyretmek, körfez vapurunda martıların ahenkle vapurla yarışını izlemek, evde Sade dinlerken gözlerini tavana dikmek..:)

Ve işte bunlar, hayatıma önemli şeyler katan ve hayatımı uzatan yalnızlıklar. Öylesiyle, ya da böylesiyle, “yalnızlık ömür boyu”.. olsun zaten..:))


Ben şimdi yalnızlığımı mı paylaştım?
Yoksa yalnızlık paylaşılmaz mı?

7 yorum:

berceste dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
legrottaglie dedi ki...

yalnızlık paylanır mı yoksa paylanmaz mı bilemem asaf'a sormak lazım. lakin bildiğim yalnızlığı pek bi güzel anlattığın. güzel. çok güzel.

berceste dedi ki...

sevgili espresso;
ben "diyeceğimi" aslında daha doğru ifade ile "diyemeyeceğimi" benim blogumda dedim..

böylesine içten,anlamlı yazı sonrası commentolar hafif kalıyor!

gülçin dedi ki...

yalnız
hem kaptanı
hem de tek yolcusudur
batmakta olan gemisinin..

onun için
ne sonuncu ayrılabilir
gemisinden,
ne de ilkin.

ö.asaf

gamze dedi ki...

yalnızlık paylaşılmaz sevgili espresso, yalnızlığı anlatıyoruz hep ama asla paylaşamıyoruz...
paylaşıldığı anda zaten yalnızlık olmaktan çıkıyor o.ya bilmiyorum belki de bu konuda en son konuşması gerekenlerdenim yalnızlığı seven biri olarak...

Türkekırgın dedi ki...

Gerçekten güzel anlatmışsın, tabi benim sulu beynim Sade'yi sade dondurma yapmakta direniyor bir yandan. Paylaşırken kıkırdıyom. Paylaşılmaz diye hevesim kursağımda kalıyor bir yandan:))

Espresso dedi ki...

Önce Türkekırgın: :))))))))
Tarihimize bir ilk koydun, çok mutlu oldum, teşekkür..
Gerisi her zamanki sen işte:)) İnce esprilerin ve kelime zekan.. Bayılıyorum bunlara, sen kıkırdarken ben katıldım inan. Baskin-Robbins kovaların, adresine postalandı. Afiyet..

Legrottaglie, böylesi beğenince, aynıları hissedilmiş demektir, başka söze gerek kalmıyor, saol:)

Bercy’m, ben senin nasıl güzel “diyemediğini” çok iyi biliyorum:)) sende görüşürüz..

Sevgili Gülçin & Sevgili Gamze:
Asaf mutlaka ki, hem doğru, hem de güzel der. Saygım sonsuz. Benimki biraz çeşitlilik arz ediyor, amaç şiir yazmak değil ya..
İkinize de teşekkürler..:)