Çarşamba, Haziran 06, 2007

Tayfun Kaya

Tayfun'la 1973'te tanıştık. Lisede üç sene dirsek arkadaşlığı yaptık.
Benden hayli kısa boylu ve daha tombik olmasına rağmen, O bana "Tonton" der, zaman zaman da kesme alırdı yanağımdan.. Öyle severdik birbirimizi..
1976 Milliyet Liselerarası Müzik Yarışmasında bas çalmıştı, bizim grupta.



İddialı bir tip olmadı hiç bir zaman ama çalışkan bir öğrenci sayılırdı.
Orta hâlli bir ailenin tek oğluydu. Birde ablası vardı, Nesrin sanırım.
Alaybey'de oturuyorlardı. Babası Astsubaydı. Lisedeyken arada evlerine giderdim çalışmaya..
Çok düzgün, çok efendi bir aile yapıları vardı. Annesi de, babası da mükemmel insanlardı..
Sâkin, sevecen, kibar, iddiasız. Baba, özellikle Tayfun'a büyük bir ümitle bakıyordu..
O'nun iyi bir adam olacağına inancı tamdı.. Doğrusu ben de öyle düşünüyordum.
Lise bittikten sonra babası, o kazancı ile Tayfun'u önce İngiltere'ye daha sonra da Amerika'ya gönderdi, okuması için..
Aile burada sürünüyordu. Ama Tayfun orada New Orleans'ta gerçekten okuyordu.

Müzik ve hayat zevkimiz uyuştuğu için gelip bana ballandırırdı oraları, Okulu, kızları, cazı, Mardi Gras'yı..
"Tonton.. Oralar acaip yerler.." derdi.
Bir seferinde, bana geldiğinde uzun uzun bir şeyler anlatmıştı.. Benim kafam çok basmamıştı ama yine de dikkatlice dinlemiştim söylediklerini..
Bana "Hardware" "Software" diye bişeylerden bahsediyordu.. Sene 1980'lerdi. Hiç anlamadığım kelimelerdi.
Burada daha kimsede bilgisayar yok..
Ama bu çocuk bana diyor ki;
"Tonton, dünya acaip bir yere gidiyor.. Ben software öğreniyorum. Bu yaz mezun oluyorum. Bu işlerde çok ciddi bir potansiyel var.. Daha kimse uyanmıyor Türkiye'de bu işleri ama ben dönünce seninle beraber öyle bir iş kurucaz ki burada, üç beş seneye bizi kimse tutamaz.."


Sonra Tayfun A.B.D.'ye döndü.
Sonra Tayfun mezun oldu ve o gün Türkiye'ye telefon ederek astsubay babasına mutlu haberi ulaştırdı.
Sonra..
bir gün sonra Tayfun okulun mezuniyet partisine Mississipi nehri kenarına gitti.
Sonra hep birlikte nehire yüzmeye girdiler ama..
ama..
sonra Tayfun canlı çıkamadı oradan.


Bir kaç gün sonra beyaz bir tabut geldi Amerika'dan.
Tayfun içinde beyaz bir smokinle uyuyordu.
Yanakları pembeydi.
Sanki yakasındaki karanfilin kırmızısı vurmuştu.
Eğildim, bir kesme aldım soğuk yanağından..
ve "Tonton" dedim kendi kendime..

Omuzları çökmüş bir astsubay ağlıyordu sessizce..

7 yorum:

berceste dedi ki...

.......................!

hiç böyle bir son beklemiyordum abi :((

hani bilmiyorum, o efendi tayfun tabiricaizse(affına sığınarak)-yaban ellerde- zıvanadan çıktı desen bu kadar üzülür müydüm bilmiyorum!

"her ölüm erken ölümdür" e inat, "her insan ölecek yaştadır" hakikati de var..

bilemiyorum ne diyeceğimi..
başın sağ olsun..
dostunun mekanı cennet olsun !

Adsız dedi ki...

Bu yazıyı okurken seninle ilk tanıştığımız zamanlar aklıma geldi.
Kendi kendime bu kadar çok hikayeyi nereden buluyor ve nasıl bu kadar güzel anlatıyor yoksa kafasından mı atıyor yada heralde hayal dünyası çok geniş bir arkadaş derdim...
Ama seni yakından tanıdıkça bunun böyle olmadığını hayatındaki herkesin ve her olayın senin için bir anlamı olduğunu ve bunları özel bir bellekte sakladığını, yeri ve zamanı gelincede hiç bir karesini atlamadan sevdiklerinle paylaştığını biliyorum...
Senden defalarca dinlediğim bu yaşanmış hikayeleri ilk günkü heyecanıyla dinlemem yada okumam,
Senden bin defa aynı fıkrayı dinlememe rağmen ilk dinlemedeki kadar çok gülmem senin bunları anlatırken tekrar aynı heyecanı ve çoşkuyu yaşamanla ilgili olsa
gerek...
Ben bunları dinlemekten hiç bıkmayacağım sevgili Abi...

Abi's Wife.

jubelum dedi ki...

ne yazık...işte sen bir plan yapıyorsun ama yukarıdakinin planı bazen senin yaptığınla örtüşmüyor..

Jeren dedi ki...

:( sitenin ilk yazısını okuyorum ve şu duruma bak; şimdi tüm yazılanları baştan aşağı okumam gerekecek. Yazdıkların çok eskilere götürdü beni ve yorum yazmadan geçemeyeceğim. Dostluk kavramının yitip gittiğini düşündüğüm şu yakın zamanlarda, dostuna vefanı bu kadar güzel bir anlatımla paylaştığın için sağol abi... Tayfun için çok üzgünüm. Dostluk adına umudum olduğun için, seni tanıdığıma memnun oldum.

Sırada diğer yazıların var. Başlayalım bakalım.

Abi dedi ki...

BERCESTE, SAĞOL..
ABİ'S WIFE, körler sağırlar..birbirini ağırlar..:)
JUBY, çok gençti be..
JEREN, Hoşgeldin.. mutlu ettin.. bizde seni tanıdığımıza mutlu olduk..

Big Daughter dedi ki...

Siyah/Beyaz fotoğrafların güzelliğini onlarla tanıdım..
Ben renkli fotoğrafların çocuğuyum. Yeni yetmelik çağımı geçirdiğim, en derin anılarımı gömdüğüm eski güzel evimizde, şöminenin üzerinde Siyah/Beyaz fotoğraflar köşesi vardı. Babam, Annem, Chakotay, Neco, Koko ve Tayfun... Zaman içinde onlar da bizim evin insanı gibi olmuşlardı. İçlerinden ikisiyle tanışamamıştım ama hikayelerini ezbere bilirdim. Şu an olduğum yaştan, daha önceleri göçmüştü ikisi de..
Derler ya " siz yattıkça, geridekilere uzun ömür.. "
Benim Siyah/Beyaz anılarımda hep yaşayacaksınız.
Koko, capcanlı tebessümünü..
Tayfun, kayığın önündeki derin bakışını..
Hiç unutmayacağım..

Espresso dedi ki...

Hüzün..
Yaşamın bir yanı sevinç, öte yanı hüzün. Doğan herşey ölüme koşuyor.
..vardı..bir daha asla olmayacak, anımsa...(P.Auster)
Böylesi acı bir cümle ve bunu hepimiz farklı yükleniyoruz.
Nurlar içinde yat Tayfun..