Çarşamba, Ağustos 19, 2009

KAYIP BASAMAKLAR...




Fotoğrafı tesâdüfen buluverince nette, çocuklar gibi sevindim.
Öylece duruyordu orada.
Tıpkı 36 yıl önce bıraktığım gibi...
Yıllar sonra onu görmeye gittiğimde "Artık yok." demişlerdi.
Üzülmüştüm.
Çok üzülmüştüm.
Bir fotoğrafı bile yoktu bende.
Artık sâdece hayallerimdeki hali ile yaşayacak derken... Bu fotoğraf çıkıvermişti karşıma.
Gerçekten bir çocuk gibi sevindim, inan...





1900'lü yılların başlarında, Harbiye'de okuyan bir Lübnan Prensi'nin, Aya Stefanos'lu (Άγιος Στέφανος) bir Rum kızını sevmesiyle başlayacaktı herşey.
Prens memleketine döndüğünde geride bıraktığı kızın hâmile olduğunu bilmeyecekti.
Erkek çocuğun adı Röne konacak ve Röne çok uzun yıllar anneannesini annesi, annesini ise ablası bilecekti.
1926 yılında, Halit Ziya Uşaklıgil'in önerisi ile Aya Stefanos'un adı Yeşilköy olarak değiştirilmişti...
Bu dönemde babasız büyümekte olan Röne, fenerin hemen yanındaki Arap Nuri'nin balıkçı meyhanesinde çalışmaya başlamış, bir zaman sonra da şef garson olmuştu.

1936 yılında, Yeşilköy yerlilerinin park dedikleri büyük yeşil alan imara açılmak üzere satılığa çıkartılacakken dönemin İstanbul il sağlık müdürünün devreye girmesi ile satış durduruluyordu. Osman Sait Kurşuncu Yeşilköy eski hükümet tabibiydi.

Bu alanda oluşacak yapılaşmanın Yeşilköy'lülere bir ihânet olacağını iddia ediyor, çocuklara oyun alanı, büyüklere ise nefes alacakları bir yeşil alan kalmadığını, kalmayacağını savunuyordu.

Ancak parkın satışının durdurulması yeterli olmadı, köy sakinleri için. Fransızlardan kalan eski bir taş bina vardı parkın içinde. Gece olduğunda, iti, uğursuzu, esrarkeşi bu binada toplanıp âlem yapıyorlardı. Halk rahatsızdı.

Yeşilköy karakolu baş komiseri Temel Ayanoğlu, parkı islâh etmeye karar vermiş, burayı ailelerin gece - gündüz korkmadan, çekinmeden girip çıkabileceği bir yer hâline getirmeyi kafasına koymuştu.

Şu, Arap Nuri'nin meyhânesinden tanıdığı genç, atak, dürüst ve işinin erbâbı Röne bu işi kıvırabilir miydi acaba?

Aylık iki buçuk lira kira karşılığında Röne, parkın içine kurulan gazinoyu işletmeye başladı. Kısa zamanda tanınan ve sevilen mekân, Yeşilköy'ün simgelerinden biri olmuştu. Yunanlı bakanlar, Türk sinema yıldızları Mösyö Röne'nin Park Gazinosunun müşterileri arasına girmişlerdi.

* * * *

1967 yılında Yeşilköy'e taşındığımızda, Mösyö Röne çoktan ölmüş, Bakırköy Rum mezarlığında annesinin yanına gömülmüştü. Sekiz-on yaşlarında bir çocuktum Rönepark'ın kapısını ilk gördüğümde. Ve hikayesini çok uzun yıllar sonra öğrenecektim.

1967 - 1973 yılları arasındaki altı yılda yüzlerce, binlerce kez girdiğim Rönepark'ta futbol, kukalı saklambaç, meşe (misket), yakantop oynar, salıncaklara binerdik.

Gazinonun bulunduğu yerde, kayaların olduğu yere inen emniyetsiz beton merdivenden aşağı iner, mantarımsı yapılı, garip delikli kayaların üzerinden atlayıp denize girer, taşların arasında yaktığımız ateşle ısınan öylesine bir teneke parçasının üzerinde topladığımız midyeleri pişirir, tuttuğumuz gümüşlerden boklu kebaplar yapardık.

Bisikletlerimizi Adil abi'ye tamir ettirir, Babula'nın açmalarını yer, Kapri'nin karşısında Roma Dondurmacısından dondurma alırdık.

Arif Şenel ilkokuluna ve Reks sinemasına giderdik.

Çınar otel'in önündeki yeşil sahada, Gökmen abiyi, Yasin abiyi ve Galatasaray'a transfer olacak olan Çilli Mehmet'i seyrederdik.

Balıkçı kahvesinde bira-patates götürür, akşamları Angelo'nun ışıklarına bakardık.

Çitlembik / patlangoç ve at kestanesi savaşları yapardık.

Sabina'ya ya da Yeşilyurt deniz kulübüne üye olur, denize oradan girerdik.

Pazar sabahları, iki dirhem bir çekirdek giyinmiş insanların kiliselerine gidişlerini izlerdik.

Ya patenlerimizle faytonların arkasına takılır,
ya da Havaalanının yanından geçen çevre yolu henüz inşaat halindeyken, o bomboş yolda bisiklet yarışları yapardık.

Öğlen uykumuzdan, Migros kamyonlarının sesi ile uyanırdık.

Turşucu Şükrü'den bol acılı turşu suyu içerdik.

Baharistan sokağın Rönepark'a bağlanan köşesinde gecenin geç saatlerine kadar oturur, evlerimize analarımız balkonlardan adlarımızı bağırdığında dönerdik.

Ben, Fahri'yi, Faize'yi, Melda'yı, Yıldırım'ı, Mihrinur'u, Orhan'ı ve İsmail'i, Atilla'yı, Barbaros'u, Ender'i, Fatoş'u, Ayanoğlu ailesini ve Sezer Hanım'ı Yeşilköy'de tanıdım.

Babam Uğur apt. yazısını, apartmanımıza elleriyle monte etmişti. Ve ben bu olayı, çocukken büyük bir keyifle, Yeşilköy'de seyretmiştim.

1973'te İzmir'e dönerken çok ağladım. Delikanlılığa geçerken çocukluk arkadaşlarımı ardımda, Yeşilköy'de bırakıyordum.

Sonraki yıllarda İstanbul'a geldiğimde çoğu kez, Baharistan sokak ve Rönepark'ta buldum kendimi.

Sokağımız çok değişmemişti.

Ama Rönepark... Deniz doldurulmuş, yürüyüş alanları yapılmıştı.

Hâlbuki, Rönepark benim çocukluğumun sembolüydü.

Rönepark'taki beton merdiven benim çocukluğumdu...

Ama bulamamıştım merdiveni. Yıkmışlardı.

Çocukluğumun basamakları kaybolmuştu. En çok buna üzülmüştüm.

Bir fotoğrafı bile yoktu o garip beton merdivenin...

Tâ ki, en üstteki resmi tesâdüfen görene dek.

Neredeyse 36 yıl önce geride bıraktığım o basamakları görünce... İçimden geçenleri, duygularımı size anlatamam... Yoksa ne oradaki kızı tanırım, ne adını bilirim. Sâdece şükran duydum, ne iyi etmişte orada bir poz vermiş diye...

Bir gün yolunuz Yeşilköy'e düşerse,

ve olur da Rönepark'a girerseniz,

salıncaklarda sallanan abi ve onu sallayan kardeşinin orada olduğunu hissederseniz...

...yanılmıyorsunuz demektir.

Belki merdiven yıkılmış, belki basamaklar kayıp.

Ama onlar hâlâ oradalar...

Tıpkı Mösyö Röne gibi...



video

17 yorum:

GULTEINEN ENKELINI dedi ki...

Abi koptum; hani yazi bir guzel hani o kadar guzel ki seninle agladim kirilan basamaklarin ardindan ve seninle birlikte buldum o resmi de icindeki kizin kim oldugunu bilmedigin...

hem istanbulu hem de izmiri yuregimde tasirken simdi anladim senin nasil karsiyakaya yerlestigini ve oraya nasil ve neden kok saldigini...
nefis secimler abi.

yerinde olmak istedim :-)

Basak dedi ki...

Bence parkın isminin değiştirilmemiş olması bile Türkiye standartlarında mucize bir olay. İlk foto çok hoşuma gitti, ailenizden biri çıkacak diye bekledim ama demek anonimmiş.

Tabiat Ana dedi ki...

ah abi,
çocukluğumuzdan kalan şeyler nedense mıh gibi çakılı kalıyor gönlümüzün aklımızın bir köşesine en ufak bir yoldan çıkıp gün ışığı görüncede böyle güzel böyle duygusal yazılar çıkıyor işte ortaya.Saolsun orda poz veren abla ne iyi yapmış orada durmuş ve saolasın sen ne güzel yazmışsın.

Hayatta Giderken dedi ki...

Yahu Abi; son postlarda öyle yazılar yazıyorsun ki burada kafam allak bullak, masam kağıt, klasör dolu yani ben iki arada bir derede blog alemini dolanırken yazının sonuna geldiğimde DUMUR oluyorum sonrada kendi halime gülüyorum. Şimdi ben bu kızı yani ilk fotoğrafı prensten hamile kalan, zavallı oğluna annesi oalduğunu bile söyleyemeyen o kızcağız sandım. Sonra aileden biri çıkacak zannettim. EEE yazı bitti bir baktım ki sadece orada fotoğraf çektirmiş bir zat' mış. Sen kıza değil basamaklara bak öyle değil mi?? Yazının başlığı da basamak ne de olsa, ama ben Y. Tuğcu olacağım ya her paragrafa ayrı türk filmi senaryosu oluşturuyorum. Fakat yinede helal olsun sana... kalemine sağlık ...:)

7.oda dedi ki...

insanın hafızası nasıl güzel anılar saklıyor kuytularda değil mi.. yazını okurken son okuduğum romanın da etkisiyle bunu düşündüm.. geçmiş çok güzel ve uzak bir ülke gibi..

içimden geldiği gibi ~~~ dedi ki...

Memleketimizde herşey kısabir sürede değişiyor.Yapılan değişikliklere bir anda adapte olan başka bir toplum yok sanırım...
Benimde çocukluğumun geçtiği yerlere gidip aynı dokuyu bulamadığım zamanlar oldu.Sizi anlıyorum Abi...
Bu arada fonda bulunan müzikler sinirleri yıpranmış bir kişi için ilaç gibi geldi.İndirme imkanı olurmu?:)

içimden geldiği gibi ~~~ dedi ki...

linkleri şimdi gördüm ve indirdim teşekkürler.

Arzu Çur dedi ki...

Ne güzel bir yazı. Kısacık hikayede ne çok emek. Nur olun.

hep dedi ki...

Ben de "Hayatta Giderken" gibi, yazının başında kızcağızı, aha da Abi' nin gençlik aşkı diye düşündüm:))

Her şey değişiyor Abi, değişecek de. Güzel anılar biriktirmiş olmak önemli ve yeterli. Bu anıları böyle fotoğraflar eşliğinde ve güzel bir anlatımla bizimle paylaştığın için de yüreğine sağlık.

ÇALIŞAN ANNE OLMAK dedi ki...

Offf offf...........Gecenin bu saatinde hemde...
Nasıl duygulandım tarif edemem.
Israrla ve şiddetle inanıyorum ki ben o yıllarda yaşamıştım. Yani 50'li, 60'lı yıllarda. Bilmediği bir döneme insan bu kadar özlem duyarmı hemde kalbi ağrırcasına ?
Yazınla özlem ziryeye ulaştı. Keşke 73 değilde 53 doğumlu olabilseydim :(

Aydan Atlayan Kedi dedi ki...

İşte ben bu yüzden çocukluğumun geçtiği yerlere gidemiyorum. Aklımın içindeki fotoğrafın yırtıldığını, herşeyin değiştiğini görmeye dayananıyorum.

Not: öyle güzel anlatmışsın ki kelimeleri koklaya koklaya okudum.

zafer dedi ki...

Yazınızı okuduktan sonra tek bir cümle söyleyebilirim.."Mâzi kalplerde yaradır"..

.....
Ben de gönül çektim eskiden
Yandı hayatım bu sevgiden
Anladım ki bir aşka bedel
Gençliğimmiş elimden giden
Önünde ben geldim de dize
Yar olmadı bu kimse bize
En nihayet düşüp can verdim
Gözündeki yeşil denize

Sarmadımsa da belden,geçmedim bu emelden
Bir hazin maceradır onu aldılar elden
Başkasına yâr oldu, eller bahtiyâr oldu
Gönlüm hep baştan başa viran bir diyâr oldu

Mazi kalbimde bir yaradır
Bahtım saçlarımdan karadır
Beni zaman zaman ağlatan
İşte bu hazin hatıradır
Ne göğsünde uyuttu beni
Ne bûseyle avuttu beni
Geçti ardından uzun yıllar
O kadın da unuttu beni

Sarmadımsa da belden,geçmedim bu emelden
Bir hazin maceradır onu aldılar elden
Başkasına yâr oldu, eller bahtiyâr oldu
Gönlüm hep baştan başa viran bir diyâr oldu

...Söz Yazarı: Necip Celal Andel

...Besteci: Necip Celal Andel


http://www.youtube.com/watch?v=8XFZXxSMwoQ

Abi dedi ki...

sevgili Gulteinen, Basak, Tabiat Ana, Hayatta giderken, 7.Oda, İçimden Geldiği Gibi, Arzu Çur, Hep, Çalışan Anne, Aydan Atlayan Kedi ve Zafer Kardeş.

Hepinize ayrı ayrı ve içten teşekkürler.

Sevgimle.

edip dedi ki...

cok duygulandım röne park herkesin bir anısı mutlaka var orda yasayanların

naz dedi ki...

en üstte rönepark da resmi olan beni görünce çok şaşırdım,duygulandım,mutlu oldum...çok sevdiğim yeşilköyde çocukluğumun gençliğimin geçtiği rönepark anılarım canlandı..paylaştığınız fotoğrafım ve güzel anılar için çok teşekkürler...

Abi dedi ki...

nereden nereye değil mi? sevgiyle...:)

suzan dedi ki...

Merhaba, biraz önce Yeşilköyün değerli muhtarının facebook'ta paylaştığı yazınızdan sizin bloğunuza ulaştım...Fotoğraftaki kız bizim arkadaşımız Nazlı Akdoğandır :)) Aslında biraz önce paylaşılan yazıda da benim arkadaşlarımla Lise 1. sınıfa giderken çekildiğim ve halen fotoğraflarımın arasında bulunan foto kullanılmıştı o yüzden de Yeşilköy sayfasına yorum yaparken bir hata yaptım :)) ve kendi fotoğrafım hakkında konuştum ve yazdım. Her neyse sonuç olarak bu güzel yazınıza çok teşekkürler, duygularınıza ve emeğinize sağlık...