Çarşamba, Haziran 10, 2009

Özgürlük

Sustu, sustu şimdi çenesi düştü diyeceksiniz.
Yazmayı sevmem. Ne yazarım ne konuşurum. Ben susarım, saklarım ama bugünlerde yazasım var.
Bu ruh halim geçsin, size söz yine suskunlar sınıfının en çalışkan öğrencisi olacağım.
Size Jorge Semprún’dan söz etmek istiyorum.
İnsanlık tarihinin en büyük ayıplarından biri olan II. Dünya savaşında yirmili yaşlarını sürmekteydi Semprún. İspanyol olmasına karşın, Fransa’da direnişçilerle birlik olup Nazilere karşı mücadele etti, savaş sonrası İspanya’sında bu kez onu General Franco’nun diktatörlük rejimine karşı direnirken gördük. Niye yapıyordu bunları?
Tabi ki özgürlük için; önce ülkesinin, sonrasında ülkesinde yaşayan insanların ve giderek tüm insanlığın özgürlüğü ve mutluluğu için. Seksenli yılların sonuna geldiğimizde o artık özgür ülkesinin Kültür Bakanıydı.
II. Dünya Savaşında Nazilere esir düşen Jorge Semprún, yıllar sonra anı-roman olarak yazdığı kitabında (Ölüme Yolculuk) o günlerden şöyle bahsedecekti;
Auxerre’de cezaevinde savaş esiridir. Nöbetçi Nazi Askeri, özür diler gibi, nezaketle sorar ona “Niçin tutuklandınız, niçin buradasınız?”
Aralarında geçen, Semprún’un tanımlamasına göre, başı sonu belirsiz sağır diyalogudur. Semprún daha sonra yalnız kalınca bu durumu enine boyuna irdeler;
“…aslında o soruyu benim sormam gerekirdi: Niçin buradasınız? Çünkü benim durumum ayrıcalıklı. Ona göre daha ayrıcalıklı durumdayım. Asıl soru sorması gereken biri varsa o da benim. Çünkü şu 1943 yılında bizleri birleştiren ortak bir tarihsel öz var: ÖZGÜRLÜK. Bu özgürlüğe katıldığımız, onu kendimizle özdeşleştirdiğimiz oranda, belki hiçbir ortak yanı olmayan bizler birbirimize benzemeye başlıyoruz. Söz konusu özgürlük kavgasına katıldığımız ölçüde tutuklanıyoruz. Demek ki asıl sorgulamamız gereken tutukluluk durumumuz ya da cezaevi koşulları değil. Özgürlüğümüz. Neticede özgür olduğum için hapisteyim, hapisteyim çünkü özgürlüğümü gerçekleştirmek, onu üstlenmek istedim. Alman askeri ise o “Niçin buradasınız?” sorusuna ancak bir tek yanıt verebilir. Başka yerde olmadığı için burada; çünkü başka yerde olma gereği duymadı. Kısacası o benim gibi özgür değil.”
Nazım Usta’da aynı fikirde olsa gerek. Adeta herkes adına konuşur şu iki dizesi ile;
“ mesele esir düşmekte değil
teslim olmamakta bütün mesele...”
Bugünlerde böyleyim işte...

5 yorum:

KUBİLAY KIZILDENİZLİ dedi ki...

Ve Nazım Usta bunu "Laz İsmail'e cevap olarak yer verir şiirinde;
"İşte böyle laz İsmail
Mesele esir düşmekte değil
teslim olmamakta bütün mesele"
Bana güzel bir dizeleri anımsattın üstad.
Ayrıca lütfen yazmaya devam et, biz de böyle keyifle okuyalım.
Sağolasın, esen kalasın...

beenmaya dedi ki...

mesele biraz da bunun ayrımını fark edebilme de...

GULTEINEN ENKELINI dedi ki...

Jubelum, hayal gucunun siniri yok ya; hepimiz de bu bloglarda soyleyeceklerimizde saygi cercevesinde ozgur sayiliriz ya....

suskunsun genelde de simdi icin kipir kipir ya...

bir de bir onceki siirin var ya...

bi de insan asik olunca cenesi duser ya...

sanki asik olmamak icin kendinle mucadele etmeye calisiyorsun gibi geldi bana :o)

saygisizlik ettiysem ozur ozur...

ama hos geldi hayal ettigim sey ve bu "icin icin cirpinman"...

haaa... bir de bahar geldi ya...

:-D

Abi dedi ki...

Süpersin Jubelum...
Süpersin Gulteinen..:))

jubelum dedi ki...

GULTEINEN ENKELINI'e ; Özür mü ? Rica ederim. Lafı olmaz. Ne güzel yazışıyoruz, üstelik tespitlerinden bazıları doğru :-),
Şiire gelince ;
Adama bütün gece aya baktı, birşeyler yapması lazımdı. Yapmazsa çıldıracaktı. Kalktı şiir yazdı.
Sevgiler hepinize,