Salı, Kasım 04, 2008

iNSANi BiR RUYA..

- Ata’m, seninle ilgili bir film yaptılar.
- Ne güzel. Sonra?
- Sonra kavga çıktı Ata’m.
- Kimler kavga ediyor, çocuk?
- Lâik kesim kendi arasında kavga ediyor, Ata’m.
- Bak evlâdım. Sana iki kelâm edeyim;
“Cumhuriyet fikir serbestliği taraftârıdır. Samîmi ve meşrû olmak şartıyla her fikre saygı duyarız.”
“Türk çocuğu ecdâdını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.”
Bunları unuttunuz siz.
Sizler, aranızda kavga edeceğinize, tek yürek olup, asıl hedeflerinize odaklanmalısınız. Bir filmle benim incitilebileceğimi ya da küçültülebileceğimi düşünüyorsanız, sizler, kendi içinizde yeteri kadar kuvvetli değilsiniz.
Bak, karşı taraftan hiç ses yok..
Çünkü Onlar, sizin aranızda bir film yüzünden çıkmış olan bu kavgayı, ellerini oğuşturarak seyrediyorlar.
Çünkü, Onlar henüz hiçbir şey söylemeden, filmi seyreden sizler benim hakkımda “Sarhoş, kafayı bulunca ağlayan zayıf adam, zampara, diktatör, korkak” sıfatlarını kullanıyorsunuz.
Evet çocuk. Bu sıfatları sizler kullanıyorsunuz. Onlar seyrediyor, gülüyor..
Yarın bu kelâmları Onlar kullandığında, sizlere diyecekler ki; “Bunlar sizin kendi kelimeleriniz.”
Türk milleti zekidir demiştim hâlbuki. Gördün mü Yalnızlığımı?
Yazık. Çok yazık..

11 yorum:

7.oda dedi ki...

:(

beenmaya dedi ki...

iş arkadaşımla aynı konu üzerinde sonuca ulaşmayan bir tartışma yaşamıştık ki üzerine bu yazıyı okudum. sonra da işyerimde yüksek sesle tüm arkadaşlarıma okudum. iziz verirsen eğer arkadaşlarımın isteği üzerine bu kadar az ve öz bir şekilde anlatılmış bu yazını onlarla paylaşmak istiyorum. gerçekten ekleyecek tek bir söz bırakmamışsın...

Abi dedi ki...

Sevgili Beenmaya, Onur duyarım..

GULTEINEN ENKELINI dedi ki...

Abi inanilmaz saskin ve olan biteni hic begenmiyen bir halde izlerken kendi kendime "ne hissediyorum" dememe firsat birakmadin!

Kalemine saglik, iste ben de aynen boyle hissediyormusum...

hep dedi ki...

Ben henüz filmi izlemedim.İzleyeyim, bi hinlik var mı söyleyeceğim düşüncemi.Milli Eğitim Müdürlüğünün Antalya'da okullara bu filme gidilsin diye faks çektiğini duyduktan sonra iyice merak ettim. Uzman bilirkişi olarak raporumu bilahare sunacağım efenim:)

Adsız dedi ki...

Sayın Can Dündar,

Ben Bilkent Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği bölümünde yüksek lisans yapmakta olan bir öğrenciyim. Adım Ateş Akaydın.

Atatürk ille ilgili yaptığınız belgeseli üzülerek söylüyorum hiç beğenmedim. Özetle belgeselde rahatsız olduğum konular şunlar:

Öncelikle, Vahdettin'in Atatürk'ü bilinçli olarak vatani kurtarması için Samsun'a gönderdiği konusundaki iddia halen tartışılan, temelsiz ve acık söyleyeyim Fethullah taraftarları ve Osmanlı sevdalıları tarafından sıklıkla dile getirilen bir görüştür. Böyle bir konuya belgeselinizin son derece taraflı yaklaşması kanımca çok üzücüdür. Bilakis Vahdettin Atatürk için Anadolu'ya geçince tutuklama ve idam kararı çıkartmış biridir. Siz bunu nasıl bilmezsiniz?

İkinci olarak, Mustafa Kemal'i Atatürk yapan ve en büyük savaşlardan biri Çanakkale savaşına son derece az yer verilirken, Atatürk'ün özel hayatına, özellikle Madam Corinne'e yazdığı mektuplara gereksiz derecede çok yer verilmiştir.

Belgeselinizde Atatürk'ün yüksek idealleri ve amaçları etrafında şekillenmek yerine, Atatürk'ün aldığı - ve kanımca alınması Cumhuriyetimiz için hayati zorunluluk teşkil eden - kimi kararları Atatürk'ün kişiliğine zarar verecek şekilde kullanmanız kabul edilemez. Özellikle Atatürk'ün Ankara Meclisinin açılması sırasında takiyye yaptığını ima eder şekildeki açıklamalarınız, Atatürk'ün Lenin kozunu oynadığını dile getirirken üstüne vura vura 'Müslüman ve komünist yoldaşlarım'; şeklinde ifadelerin geçtiği gazete kupürlerine özellikle yer vermeniz, üslup açısından çok üzücüdür ve kullandığınız ifadeler de Atatürk'ümüzü dinsiz bir komünist gibi göstermektedir.
Bu olaylar ile ilgili gerçekler, maksatlar ve yöntemler ayırt edilebilir şekilde ve düzgün bir üslup ile sunulabilirdi ama siz bundan gördüğüm kadarıyla kaçınmışsınız.

Atatürk'ün not defterindeki, kendisinin iktidara gelmesi halinde bir darbe ile ve zorla sistemi baştan aşağıya değiştireceği konusundaki ifadelerin pek çok kere vurgulanmış olması, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasının liderleri ve silah arkadaşlarını idama göndermiş olması ya da onları bastırmış olması, Mussolini'nin ressamına bir portresini yaptırmış olmasına ve ressamın yorumlarına özellikle yer verilmesi ve Avrupa'da kimi gazeteler tarafından bir diktatör olarak nitelendirilmesine özellikle yer verilmiş olması bence Atatürk'ün kişiliğine hakarettir. Yine aynı donemdeki gazeteler Atatürk'ün dünya tarihinde bin yılda bir görülen bir
dahi olduğunu beyan etmektedir. Ve sizin çalışmanız, Atatürk'ün bütün dünyanın kabul ettiği bir dahi ve gerçek bir lider olduğunu adeta saklamak ister biçimde seçilmiş gazete kupürleriyle doludur. Bunlar Atatürk'ümüzü sanki bir diktatör gibi göstermektedir! Size soruyorum Sayın Dündar siz Şeriatla ve Faşizmle yönetilen bir ülkede Cumhuriyeti getirmeyi başaran, kadınları sosyal hayata katan, nerdeyse hiç okuma yazma bilmeyen bir halkı
10 sene gibi kısa bir surede okuma yazma bilir hale getiren kaç tane diktatör gördünüz? Medeniyet için gerekli yol ve yordamları lütfen diktatörlükle karıştırmayınız. Siz Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasının irticai faaliyetlerinden bahsettiniz mi? Kubilay olayından ve Atatürk'e gönlünü vermiş diğer Kemalistlerden bahsettiniz mi? Gerçekten bir
diktatörlük ve faşizm örneği görmek istiyorsanız lütfen bir İran'a bakin bir Mısır'a bakin, Afganistan'a, Pakistan'a bakin. Ve hatta hatta özellikle AKP iktidarıyla birlikte son dönem Türkiye'sine bakın.

Hele hele Türkiye'mizde Ergenekon gibi eşi kara carşaflı ve kendisi imam hatipli olan ve adı yolsuzluklara bulaşmış bir savcının yönettiği bir dava varken, Atatürkçü düşünce derneğinin üyeleri, profesörler, emekli komutanlar, Cumhuriyet gazetesi yazarları, Cumhuriyet mitinglerini organize edenler, Cumhuriyetle yaşıt olan insanlar ve halkın bilinçlenmesine gerçekten yardım eden insanlar haklarındaki suçlama bile netlik kazanmadan ve onlara bildirilmeden tutuklanırken, ceza evlerinde ölüme terk edilirken ve DARBECILIKLE suçlanırken, sizin çıkıp da Atatürk'e DARBECI demeniz iğrenç ve acıklı bir benzetme olsa gerek!

Türkiye'nin her gün PKK terörü yüzünden şehit verdiği günümüzde, ülke iç savaşın ve bölünmenin eşiğine gelmişken, o kadar saçmalıkla doldurduğunuz belgeselinizin arasında sanki çok gerek varmış gibi 'Atatürk de Kürtlere Özerklik verilmesi ile ilgili konuşmuştu' gibi ifadeler kullanıyor olmanız yangına benzinle gitmek demek değil de nedir Sayın Dündar? Sizin belgeseliniz vizyona girdiği sırada farkında mısınız ki mecliste DTP'liler güzelim ülkemi 25 parçaya bölebilmek için uğraşmaktaydı?

Atatürk'ün günde bir şişe rakı bitiren, sarhoş ve yalnız bir adam olarak nitelenmiş olması ve devletin önemli meselelerinin tartışıldığı ve Cumhuriyetin coşkusunun yaşandığı Atatürk'ün sofrasının bayağı ve sıkıcı olarak gösterilmesi de ayrı bir konu...

Sayın Süreyya Ciliv'in ve Türkcell'in sponsorluğunuzu yapmaktan vazgeçmiş olmasına şaşmamak gerek. Zaten bu karar bile nasıl bir manzara ile karşılaşacağımızı işin en başından haber vermişti. Zaten size olsa olsa 'Bizim Üniversitemizde Atatürk'ü bile eleştirebilirsiniz' diyen vakıf üniversiteleri sponsor olabilirdi ve oldu.

Sonuç olarak ben bu belgeseli izledikten sonra sizi gerçekten çok ayıpladım. Siz benim eskiden tanıdığım Can Dündar olmaktan çıkmışsınız. Bu yapım kanımca sadece iki maksatla yapılmış olabilir diye düşünüyorum. Ya siz Cumhuriyet'in ve Kemalizm'in ilkelerine ters düşüp fethullahçıların, yobazların ve bölücülerin ekmeğine yağ sürer bir hale geldiniz ya da entelektüel anlamda Türkiye'de vatan sevdasını, Atatürk sevdasını yitirmiş kimi sanatçılar ve yazarlar gibi doğru bilinen ve kabul edilen değerlere radikal ve uygunsuz bir şekilde ters düşüyor olmanın sanat olduğunu düşünmeye başladınız. Şahsen ben Türkiye'nin ikinci bir
Orhan Pamuk'a ihtiyacı olduğunu düşünmüyorum.

Şayet size Atatürk'ümüze diktatör diyen O Avrupa'dan ya da O Amerika'dan birkaç ay içinde 'Mustafa' dan ötürü ödüller yağmaya başlarsa lütfen bu dediklerimi hatırlayınız ve özellikle Şevket Süreyya Aydemir'in 'Tek Adam''ini Atatürk';un 'Nutuk''unu tekrar ve bu sefer anlayarak okuyunuz ve Mustafa'ya Atatürk demeyi öğreniniz!

Vakit ayırdığınız için teşekkür ederim,

Ateş Akaydın

sufi dedi ki...

Ateş AKAYDIN'a da Abiye de teşekkürler. Kendimi açık oturumda hissettim.Atatürk ilkelerinin ve inkilaplarının ve Atatürk'ümüzün seçilmiş yüce dahi kimliğinin;ona çamur atmak isteyenlerce, lekelemek isteyenlerce daha bir büyüdüğünü görerek mutlu oldum inanın.Ellerinize yüreğinize aşkınıza sağlık.

Abi dedi ki...

Bir isimsiz arkadaşımız, Bilkent'li öğrenci Ateş Akaydın'ın, Can Dündar ve Mustafa adlı filmi ile ilgili görüşlerini içeren ve günlerdir internette dolaşan mektubunu buraya yorum olarak koymuş..
Belki de benim yazıma bir cevap olarak düşündü, bilemiyorum.

Ben, bu film vizyona girmeden bir kaç gün önce sponsorluktan vazgeçme olayının manşetlere taşınmasını takiben girişilen eleştiri bombardımanının, gün geçtikçe seviyesinin arttırılarak bir linç girişimine dönüşmesini uygun bulmadığımı söyleyebilirim.

Hani komplo teorisi üretilecekse, hasını yaparım bunun ama konu bu değil.

Konu bence;
Laik ve Kemalist kesimin kendi arasında yaptığı şiddet dolu bu kavgadan aslında Atatürk'ün zarar göreceğini düşünmemdir.

Konu bence;
Bu eleştirileri yapanların niçin kendi düşüncelerinde bir Atatürk filmi yapmak için girişimde bulunmadıklarıdır.

Konu bence;
beğenip beğenmemek gidip seyredene kalacakken "gitmeyin bu filme." denebilecek duruma düşmektir.

Bu arada, Beren diye bir arkadaşın c-box'ta yazdığı mesajda, "Facebook'ta "Mustafa filmini destekleyenler" diye bir grup kurulduğunu gördüm..

Bunun da acaip bişey olduğunu düşünüyorum.. Desteklemeyenler grubu için düşündüğüm gibi..

Neden bölünüyorsunuz?


Filme giderim. Ya da gitmem.. Size ne?
Beğenirim ya da beğenmem.. Size ne?
Ne Mustafa Kemal Atatürk ile ilgili düşüncem değişir, ne Can Dündar'a küfrederim.
Çocuğumu da götürür, eğer yanlış bir şey varsa bundan etkilenmemesi adına, hayatım müsade ettiğince çaba sarfederim.

Ha, bu arada meraklısına not;

Ülkem ve Mustafa Kemal Atatürk için canımı veririm.

Arzu Breda dedi ki...

Abicim,

Ben de, filmi seyretmeyenlerden biriyim. Filme gitmeyi "dört gözle" beklerken, film vizyona girdiği günlerde gidemedim. Ancak sonrasında çıkan bu tartışmalardan etkilendiğimi söyleyebilirim.

Yapılan tartışmalarda, ben de Mustafa filmini eleştiren kesimi destekledim. Çünkü, yapılan bariz hatalar vardı.

Can Dündar'ı çok beğendiğim halde, bu filmden sonra tamamen gözümden düştü.

Halbuki, çok büyük arşiv taraması yapıp, büyük bir araştırmadan sonra bu filmin senaryosunu hazırladığını biliyoruz.

Yaptığı filmde, Atatürk'ün "insani" yönlerini gözler önüne sermeye çalışmış. Ancak bunu yaparken biraz daha özenli olmalıydı. Çünkü, irdelediği bir "özel hayat" ve bu özel hayat ise bizlerin veya günümüz "ünlülerinin" özel hayatı değil. Gözler önüne serdiği özel hayat, Atatürk'ün özel hayatı.

Bulduğu her şeyi filme koyması bence yanlış.

Böyle olmasına rağmen, yine de Can Dündar'ı bir çok kişinin yaptığı gibi "vatan hainliği" ile yargılamıyorum.

Senin duygu ve düşüncelerinin çoğuna katılıyorum. Yüreğine sağlık ...

Ülkesi ve Atatürk için ölüme gidebilecekler arasına beni de katabilirsin.

Sevgiyle kal...

cinar dedi ki...

Ellerine sağlık Abi.

Big Daughter :) dedi ki...

Sevgili Abi, naamı değer babacım..
kendimi bu konuda nasıl ifade edebilirm diye düşünürken yazını okudum.. nasıl hissediyorsam aynısını yazıya dökmüşsün..teşekkür ederim.
eline,koluna,aklına sağlık.
Seni seviyorum.
Atatürk'ü de seviyorum.
Can Dündar'ı da seviyorum.
Adam, "MUSTAFA"yı belgesel yapmış bence. Atatürk'ü değil. Sonradan Atatürk olan Mustafa'yı...
Çocukluğunu almış, gençliğini, aşklarını,savaşlarını...
Bence çokta iyi yapmış.
Kimseye kulak asmadan gidin izleyin. Fikir hürriyeti diye bir şeyin varlığını da kabul edin artık.. Herkes istediğini , istediği şekilde ifade etmekte özgür olmalı. Karşıt fikirli olanlar birbirlerine saygı gösterdiği müddetçe, bu saçma konuşmalar, ya da asla bir yere varamayacak olan eleştiriler de ortadan kalkacaktır. Yeter ki karşılıklı fikirlere saygı duyarak, ortak hedefe kavgasız gürültüsüz varmayı öğrenelim...