Cuma, Mart 07, 2008

Laikliğin temel dayanaklarından biri de Atatürk'ün Bursa Nutkudur - Laik Cumhuriyetin Nasıl Korunacağı Tarif Edilir.

Türk Genci, devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. Bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Yönetim biçimini ve devrimleri benimsemiştir. Bunları güçsüz düşürecek küçük ya da büyük bir kıpırtı veya bir davranış farkettiğinde, “Bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır” demeyecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır. Polis gelecek, asıl suçluları bırakıp, suçlu diye onu yakalayacaktır. Genç, “Polis henüz devrim ve cumhuriyetin polisi değildir” diye düşünecek, ama hiç bir zaman yalvarmayacaktır. Mahkeme onu yargılayacaktır. O zaman da “demek adalet örgütünü de düzeltmek, yönetim biçimine göre düzenlemek gerek.” diye düşünecektir.

Onu hapse atacaklar. Yasal yollarla karşı çıkışlarda bulunmakla birlikte bana, başbakana ve meclise telgraflar yağdırıp, haksız ve suçsuz olduğu için salıverilmesine çalışılmasını, kayrılmasını istemeyecek.

Diyecek ki, “ben inanç ve kanaatimin gereğini yaptım.
Araya girişimde ve eylemimde haklıyım.
Eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı ortaya koyan neden ve etkenleri düzeltmek de benim görevimdir.”

İşte benim anladığım Türk Genci ve Türk Gençliği!

4 yorum:

Türkekırgın dedi ki...

66. Sone'ye yorum yazan Sayın Cem, elbette söylediğiniz doğrudur. Hukuk devleti koşulları içinde yaşarken böyle bir şey kabul edilemez.

Bu Atatürk'ün Bursa Nutkudur. Benim fikrim değil.

Türkiye'de hukuk devleti ilkesini var eden koşullar yıkıcı ve/veya bölücüler tarafından ortadan kaldırılırsa Bursa Nutku yol gösterici olabilir diye koydum. Bu da nedir? Laik Türk Mahkemeleri Şer-i Mahkeme Olursa, kolluk kuvvetleri şeriatın ahlak polisi olursa artık o kurumlar hukuk devleti ilkesi içinde hizmet veren kurumlar olarak kabul edilemez. Toplumun tüm kesimlerine adalet ve güvenliği eşit bir şekilde dağıtamazlar. Teokratikleştirilmiş bir düzeni tekrar laik demokrasiye çevirmenin demokratik yollardan olması beklenemez. Böyle bir örnek yoktur. Laik demokrasiye son vermek için demokrasi yoluyla şeriatçı diktatörlük kuranların karşısında demokratik yoldan mücadele etme koşulu kalmayacaktır. Çünkü demokratik seçeneği teokratik diktatörlüğün yöneticileri ortadan kaldırmış olacaklardır.

Dolayısıyla Bursa Nutku'nun gösterdiği yol henüz gelinmemiş bir aşamada takınılması gerekebilecek tavır olacaktır. Bir olasılıktan bahsediyor. Türkiye'de o noktaya geleceğimizi sanmıyorum. Sizin söylediklerinizle Bursa Nutku'nda yazan koşullar birbirinden epey uzak.

hep dedi ki...

İlginç...İzahtan vareste şeyler için bile bazen izah istenmesinin de bir anlamı vardır zahir....
Sevgili Türkekırgın,birikimini ve zekânı takdir ediyorum.Fazla iyisin..Fazla iyilerin başına ne geldiğini de ne yazık ki hepimiz biliyoruz...
Sevgiler..

Cem dedi ki...

Nerdeyse bir yıldan fazla olmuş. Sevdiğim bir blogcu arkadaşın blogunda linkine rast geldiğimden bu yana, düzenli aralıklarla takip ediyorum bu blogu. Bloga eklenen yazı ve yorumları okumakla yetindim şimdiye dek. Aktif olarak yorumlama faslından bilinçli olarak uzun durdum. Birkaç sebebi var bunun. Birincisi, yorum bilgi ve birikim gerektiren bir uğraş. Kendimi okuduğum konularda yeterince yetkin görmediğimden yorum yazmadım. İkincisi, sanal ortamda, bilhassa farklı görüşte olan kişiler arasında düzeyli tartışmalar yok denecek kadar az. Sadece klavye aracılığıyla iletişime geçildiği için, yüz ve mimiklerin yumuşatıcı, tolere edici etkisi klavyede olmadığı için, istenmeyen, can sıkıcı sonuçlar doğuyor ister istemez. Bu sebepten, lüzumsuz kişilerle lüzumsuz tartışmalara girip canımı sıkmaktansa, bu tür yorumlaşmalardan kaçınmayı tercih ettim.

Geçen Pazar, bu yorum orucumu neden bilmem bozdum. Hayatımın yarısını (33 yaşındayım) hukuk kitapları arasında tükettiğim için, hukuk anlayışıma taban tabana zıt bir ifadenin revaç görmesine kendimce engel olmak ya da hiç değilse mütevazı biçimde tepkimi koymak istedim sanırım. Atatürk’ün Bursa Nutku’nda söylediği sözleri, hukuk bilgimle tarttım, akıl ve bilim süzgecimden geçirdim. Sonuçta bu sözlerin çağdaş devletin olmazsa olmaz bir niteliği olan hukuk devleti anlayışına taban tabana zıt olduğunu gördüm ve kısa bir yorum yazarak görüşlerimi ifade ettim. (Yanlışlıkla 66. Sone’nin yorum köşesine yapıştırmışım fakat arif olan anlar kavlince yorumumun hangi yazıya yazıldığı noktasında bir sorun olmamış.)

Konuyla ilgili görüşlerimi biraz ayrıntılı yazmak istiyorum hoşgörünüze sığınarak.

1. Öncelikle şunu belirtmeliyim. Ben, doğrudan Bursa Nutku’nda ifade edilen görüşleri eleştirdim. Atatürkçülüğün, bilimi ve aklı rehber aldığını; bilim ve akıl süzgecine “takılan” görüşlerin, velev ki Atatürk’ün kendi sözleri olsun, Atatürkçülüğe aykırı olduğunu ve bu nutukta serdedilen görüşlerin “hukuk devleti” anlayışına taban tabana zıt olduğunu düşünüyorum. Çağdaş devletlerde, suç niteliğinde hüküm koyma ve cezalandırma yetkisi sadece ve sadece devletindir. Herhangi bir vatandaş, kendince suç saydığı bir fikir veya eylemden ötürü, bir başka kişiyi suçlayamaz ve cezalandıramaz. Bunun aksini savunmak kaos demektir.

2. (Türkekırgın), Bursa Nutku’nda ileri sürülen görüşlerin, “henüz gelinmemiş bir aşamada takınılması gerekebilecek tavır olacağını, bir olasılıktan bahsedildiğini, Türkiye'de o noktaya geleceğimizi sanmadığını ve benim söylediklerimle Bursa Nutku'nda yazan koşullar birbirinden epey uzak olduğunu” dile getirmiş.

(Türkekırgın), Bursa Nutku’nu bu şekilde yorumlamış. Bu yoruma katılmıyorum. Çünkü, Nutuk’ta geçen “… Türk Genci, devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. Bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Yönetim biçimini ve devrimleri benimsemiştir. Bunları güçsüz düşürecek küçük ya da büyük bir kıpırtı veya bir davranış fark ettiğinde, bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır demeyecektir…” cümlelerindeki “küçük ya da büyük bir kıpırtı veya davranış” ifadesinin, laiklik ilkesini gönülden benimsemiş samimi kişileri “DERHAL” harekete geçirecek ölçüde, tahrik edici ve kışkırtıcı olduğunu düşünüyorum. Nutuk’ta ifade edilen sözlerle, “LAİKLİK İLKESİNİ BERTARAF EDECEĞİ İHTİMALİ OLAN HERHANGİ BİR DURUMDA”, laiklik ilkesini gönülden benimsemiş, devrimlerin ve cumhuriyetin bekçisi olduğuna inanan Türk gençlerini kışkırtmak, tahrik etmek, kendilerini polisin, askerin, yargıcın, savcının yerine koyarak “harekete geçmelerini” sağlamak mümkündür. Çünkü, Nutuk’taki “küçük ya da büyük bir kıpırtı veya davranış” ifadesi, istenilen amaca göre istenildiği gibi kullanılabilecek tarzda esnek ve o ölçüde tehlikeli bir ifadedir.

Söz gelimi, başörtülü öğrencilerin başörtüleriyle üniversite eğitimlerine devam etmeleri, Nutuk’ta ifadesini bulan “devletin yönetim biçimini ve devrimleri güçsüz düşürecek küçük ya da büyük bir kıpırtı veya bir davranış” sayılabilir mi? Bana göre sayılmaz. Aksine, kadınların başörtüsü takarak üniversitede eğitim görmelerinin mümkün kılınması, devletin laik niteliğini güçlendirir ve toplumsal hoşgörüye ivme kazandırır. Fakat, bir çoklarına göre bu gelişme, “devletin yönetim biçimini ve devrimleri güçsüz düşürecek küçük ya da büyük bir kıpırtı veya bir davranış” sayılabilir. Herkes; bilgisi, algısı ve birikimi ölçüsünde görüş sahibi olur ve herkesin bilgisi, algısı ve birikimi aynı düzeyde olmadığı için görüşlerin farklı olması da doğaldır.

Burada kritik soru şu : “Başörtülü öğrencilerin başörtüleriyle üniversite eğitimlerine devam etmeleri, Nutuk’ta ifadesini bulan devletin yönetim biçimini ve devrimleri güçsüz düşürecek küçük ya da büyük bir kıpırtı veya bir davranış” sayan ve kendilerini Atatürkçü Türk genci olarak niteleyenler ne yapacaktır? Ne yapacakları Nutuk’ta yazılı. Kendilerini polisin, askerin, jandarmanın, yargıcın, savcının yerine koyarak, “elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla” harekete geçeceklerdir.

Bunun sonucu kaostur ve diğer tüm özgürlükler bir yana yaşam güvenliğinin bile olmadığı bir devlet düzen(sizliğ)i demektir.

3. Atatürk’ün Bursa Nutku’nu, (Türkekırgın) ve ben farklı yorumladık. Bir metnin farklı yorumlanması gayet doğaldır. Bir metni tek bir anlama ve bu anlama bağlı olarak tek bir yoruma hapsetmek, düşünce tembelliğine ve fakirliğine davetiye çıkarır. Dolayısıyla hiçbir metin izahtan vareste değildir. Ancak dogmalarla beslenen zihinler için izah gerekmez. Çünkü, her dogmanın tek bir yorumu olabileceği ve bu yorumun dışında yorum yapılamayacağı bir dogma olarak kabullenilir. Düşünmeksizin itaat edilen, doğrulundan şüphe edilmeden kabullenilen her söz dogmadır. İster kutsal kitaplarda yazsın, isterse kutsal sayılan kişilerin sözleri olsun, fark etmez.

4. Benim yorumum marjinal ve uçuk değildir. Nerdeyse, hukuk diliyle “hakim görüş” olma eğilimindedir. Kendi yorumumda yalnız olmadığımı, Atatürk’ün Bursa Nutku’nu ve bu minvaldeki diğer sözlerini “hukuk tanımadan ‘derhal’ harekete geçmek gerektiği yönünde algılayanlar olduğunu”, “üzülerek” müşahade etmekteyim. Kendi yorumumun, kimi Atatürkçü çevrelerde de benimsendiğini, gazete, dergi ve kitap okumalarımdan gözlemliyorum. Öyle ki, kimi çevreler, bu Nutku referans alarak, açıkça darbe çığırtkanlığı da yapıyorlar. “Söz konusu vatansa, gerisi teferruattır” sözü de, bu Nutku’nu tamamlayan diğer referans olarak sıklıkla kullanılıyor. Maalesef.

Sürç-ü lisan ettimse affola.
Saygılarımla.

Cem

Abi dedi ki...

Ben, eğer haddimse, Sevgili Cem'e, düzeyli, derin ve kaliteli yorumu için özel bir teşekkür ediyorum..