Salı, Aralık 11, 2007

Soru

Pazar gecesi, bence bugüne kadar yapılmış ve yapılan en iyi dizilerden biri olan Nip Tuck'ı izlerken, aklıma gelen bir şeyi paylaşmak isterim sizinle..
Tabi, sizin de benimle paylaşmanızı isteyerek.

Bir gün hepimiz öleceğiz, değil mi?
Cenâze töreninizin detayları size sorulsaydı eğer, ya da olur a, bunu organize etmek görevini üstlenseydiniz giderayak,
Ne çalınmasını isterdiniz fonda,
Dostlarınızın mezarınızın başında neler yapmasını isterdiniz?
Nasıl bir hava olsun isterdiniz örneğin, yaz mı, kış mı?
Meselâ, bir vedâ partisi düzenlenmelerini isteseydiniz sizi gömdükten sonra onların, nerede, nasıl bir parti yapılmasını düşlerdiniz? Ne içmeleri, nasıl giyinmeleri gibi detaylar..

Haydi görelim bakalım, cesur hayal güçlerini..

20 yorum:

rehâvi dedi ki...

çalışmadığımız yerden sormuşun gene abi. hem çok cüneyt ülsever gördüm seni.(bkz. hürriyet insan kaynakları 09.12.207)
cü'den hareketle bi onbeş sonra falan yazabilirim ancak bu sorunun cevabını:)

Abi dedi ki...

Rehâvi.. aradım ülsever'in yazısını bulamadım ya.. ne demiş merak oldum.. versene linkini..

r. dedi ki...

gmailine gönderdim abi.

C.Ü. dedi ki...

Cüneyt Ülsever yazısı..

Geçen hafta "56 yaşında bir adamın ruh halleri" başlıklı yazımda kendi ruh halimi irdelemeye çalıştım. Yazı her yaştan okurda büyük ilgi yarattı. Halbuki ben daha çok benim yaşlarımdaki insanların ilgileneceğini zannediyordum. Yazıda kendimi iki arada bir derede tarif etmiştim.Galiba değişik yaşlarda da olsa birçok insan böyle hissediyor.Yazıda ikilemimi aynen şu cümlelerde ifade ettim:



"Beynim geç kaldıklarına üzülüyor, kalbim erken gelebileceklerden korkuyor!...

...(Bu yaşta para ile) Geç kaldıklarını erkene almayı satın alamayacağın gibi bazen de erken gelmesinden korktuklarını geciktirmeyi satın alamazsın!"

*** *** ***

Aynı yaşta bir arkadaşım bu ikilemi doğru vurgulamama rağmen yazının daha çok "geç kaldıklarım" üzerinde durduğunu, "erken gelmesinden korktuklarımı" ise üstünkörü geçtiğimi söyleyerek beni eleştirdi.

Kendisine hak verdiğim için bu yazıyı yazıyorum.

*** *** ***

İnsan küçük yaşlarda ölümün anlamını dahi bilmez. Ölüm 3-4 yaşında bir çocuğun dibine dahi düşse ona bir anlam veremez.

İnsanoğlu ölüme 10-12 yaşlarında anlam vermeye, ne olduğunu kavramaya başlar ama bu yaşlarda, evlerden ırak olsun, çok yakın birisini kaybetmezse, ölümü umursamaz.

Ölüm insan zihninde 20’li yaşlarda şekillenmeye başlar. Zira, artık yavaş yavaş dede, nene, büyük hala-teyze, büyük amca-dayı kaybedilmeye başlamıştır.

İnsan ölüm ile ilgili neler yaşarsa yaşasın, onun bir gerçek olduğunu bilir ama önemli bir rahatsızlığı yoksa, belirli bir yaşa gelene kadar, hep kendisi değil de başkaları ölecekmiş gibi düşünür.

*** *** ***

İnsan ölümle, gerçek anlamda 50’li yaşlarda tanışır.

Zira, önceki yıllarda yakın çevresinde kendi yaşlarında insanlar ölünce bu ölümleri arızi/rastlantı sayan insanoğlu 50’li yaşlarda sınıf arkadaşlarını, iş arkadaşlarını, dostlarını teker teker kaybetmeye başlayınca artık bunun arızi/rastlantı olmadığının, kendisinin de menzile girdiğinin farkına varır.

50 yaşında bir insan; lise arkadaşlarını baz alırsa, önce küçük bir yüzde ile başlayan ölüm oranının, her 5 yılda anlamlı rakamlarla yükseleceğini istatistiksel olarak da tespit edebilir.

Örneğin, 50 yaşına varıldığında lise arkadaşları arasında ölüm oranı % 2 ise bunun 55’de % 5’e, 60’da %7 ’ye çıkacağı, artan bir hızla büyüyen yüzdenin belki de 80 yaşında % 80’i bulacağı insanın önüne, kabaca da olsa, rakamlarla konunca insanın her yıl "bu yıl ben hangi yüzdenin içindeyim?" diye, etrafa itiraf etmese de, kendi kendine sormaması mümkün değildir.

*** *** ***

Üstelik, 50’li yaşlar makinenin da açıkça teklemeye başladığı yaşlardır. Artık eskisi gibi yürüyemez, sevişemez, yemek yiyemez, içki içemezsiniz.

Daha önceleri akşamları meyhane, çayhane, sinema, tiyatro, ev gezmesi arayan gönlünüz artık TV karşısındaki rahat koltuğu özlemeye başlar. Gece saat 10’dan sonra gösterilen filmleri görünüşte izleseniz de ertesi sabah kopuk kopuk hatırlarsınız.

Beteri, 50’li yaşlarda bedeninizi daha çok dinlemeye başlar ve her dinleyişte belirli bölgelerden tekleme seslerinin geldiğini duyarsınız.

Erkek yaşdaşlarınızla bir araya geldiğinizde aynı yaş grubu, çok değil, 5-6 yıl önce hanımların kalçalarını, memelerini, kimin kimle yattığını bütün gece konuşurken, bu tip sohbetlerin gece içinde yer kapma oranı giderek düşer.

Kime sten takıldığı, kimlerin yıllık kontrollerini yaptırdığı, hangi doktorun, hangi hastanenin iyi olduğu, tansiyon ilaçlarında nasıl bir gelişme yaşandığı gecenin egemen konularıdır.

Lise arkadaşlarımızdan Haluk Avanoğlu ürologdur. O gecenin bir vakti sağ elinin dolmakalem kalınlığında orta parmağını gözümüze sokar ve prostat muayenesini kast ederek "hepiniz elimden geçeceksiniz!" diyerek dalgasını geçer.

Herkes de isterlerse herkesle küsebileceklerini ama "öldüm Allah Haluk’la arayı bozamayacaklarını" müztehzi bir şekilde birbirine itiraf eder.

Kimsenin Haluk’un şakalarına bozulma hakkı 50 yaşından sonra yoktur.

Zira, herkes bilir ki herkes bir gün Haluk’un uzmanlığına muhtaç olacaktır.

*** *** ***

İnsan "yok olmayı" da hazmedemediği için bu yaşlarda dine yaklaşım da artar. Zira, din "öbür dünya"nın varlığını kabul ederek yok olmanın reddiyesi için açık bir kapı bırakır. Ama dinin kabulü günah-sevap ikileminde bir hesaplaşmayı da davet ettiği için rahatlatıcı olduğu kadar ürkütücüdür de.

Ölüm-korku-insan üçgeninde daha söyleyeceklerim var!

Cüneyt Ülsever

calisananneolmak dedi ki...

Bazen düşünürüm ölümcül bir hastalığa yakalanıp öleceğini bilenler aslında daha çok uzun yaşayacağını sanıp hayatı harcayanlardan dahamı şanslıdır ?
Dahamı cesur yaşanır hayat ölümün ayak sesleri duyulunca. Yoksa daha mı yok olunur gözyaşları arasında ? Ben eğer bilseydim ki öleceğim isterdim bir sonbahar günü olsun. O gün güneş bulutların arkasında kalsın. Hiç bir sevdiğim orda olmasın. Tanımadığım ellerde taşınıp, bilmediğim gözler ardımdan baksın. Beni sevenler kalplerinde yaşatsın. Anneannemi çok severdim. Ne zaman vefat etti işte o gün, o çocukluğumun geçtiği içinde oyunlar oynadığımız, kovalandığımız, dünya muzurluklar yaptığımız o sevimli cami gitti yerine annenannemin tabutu konulmuş cami geldi. Ne zaman anneannem toprağa karıştı hep önünden geçtiğim sadece ağaçlarını gördüğüm ama şimdi içini bildiğim o mezar görüntüsü kaldı geriye.
Yani benim canım anneannem gitti bedenini yıkadığım o hareketsiz, gözleri açık kalan kadın kaldı beynimde. İstemem yani kimse olmasın benimle. Kendim gidecek kadar cesurum. Yağmur yağsın, şimşek çaksın yeterki o gün güneş bulutların arkasında kalsın.

www.calisananneolmak.blogspot.com

Türkekırgın dedi ki...

Aziz Nesin tarzı cenazeden yanayım. Dini mekanlara uğramadan, ev bahçesinde falan gömülmek isterdim. Bayrağa sarılmadan. Gömü yeri tam olarak belli olmayacak. Ama sonra biri bahçıvana tahminen nereleri çapalamaması gerektiğini söyliycek. Bi de 1 metreden derine gömülmek istemezdim. Tabutla gömülmek isterdim fakat içinden açılır kapı olması gerek. Olur ya sürpriz yaparız. Üstümde Iron Maiden çıkartmalı siyah t-shirt olmalı. Alt taraf için bir şey düşünemedim daha :)).

Müzik olarak bir seçim yapamadım henüz. Ama bol küfürlü olması gerek. Gömerken millet bira, şarap falan serpsin. Eleman severdi diye... Sevmeyenler tükürebilir, balgam atabilir. Onlara anlayacakları tarzda şimdiden cevabımı vereyim. "Yarabbi şükür, Hakan Şükür!"

egemavisi dedi ki...

Yararlı olan organlarımı bağışlasınlar. Geri kalanımı da yakıp küllerimi havaya savursunlar. Havaya savursunlar ki sevenlerim beni her soluklarından içine çeksinler. Sevmeyenler de 'beni içine çekme' düşüncesinden rahatsız olurlarsa yaşamak için başka bir yol bulsunlar(çok acımasız oldu ya). Şöyle denize karşı ufak bir uğurlama isterim. Müzik olarak, klarnet taksim geçsin tören sırasında. Hava da çişeleyen -yöre ağzıyla konuşursak, çileştiren- yağmur kıvamında olsun. 'Yaşarken hep yağmura yakalandı olmadık zamanlarda' düşüncesine gark olabilirler törene katılanlar.

Espresso dedi ki...

(Not:Bu yorumu 11.12.07 öğlen sularında yazdım, gün boyu aşağıda geçen Hayatı Paylaştıklarıma’ya link koymaya çalıştım, beceremedim:) böylece postalamam bugüne kaldı. Espy the beceriksiz::))) http://ahbeguzelabimbe.blogspot.com/2007/08/hayati-paylatiklarima.html )

Pes! Bu kadar olur Abi.. (ve hatta rehavi..) Hastayım ya, birkaç gündür hep yattığımdan, geceyle gündüz birbirine girdi. Dün gece sanırım saat 2 cıvarları.. dinlenmeye doyduğumdan, uyuyamıyorum.. dön, dur.. düşün, kur, vıdı vıdı vıdı... Düşünceler nihayetinde koyun oldu, kırpıp ekvatora atkı bilem ördüm.:) Derken C.Ü.'vari sardım, doladım.. Yazıyı okumuş olsaydım, en rahat olduğum konu, Dr. Haluk’la küsme endişemin olmadığı olurdu..:)) En net aldığım karar ise, en kısa zamanda bilgisayardaki özel dosyama, “O gün” için aranacakların listesini, telefonlarıyla yazmaktı. Etaplar halinde, soyadımız değişik evin tapu işi kızıma zorluk çıkarır mı, annemin yanındaki o küçük yere arkaya bi duvar falan çekilip, sığdırabilirler mi, evdeki fazlalıkları da atıp düzeni sürekli kılmalı, ayrıca içimde kalanlarla, O’na kendimi anlatan detaylı bir mektup yazmalı, belki 1-2 küçük itiraf, belki 1-2 minik özür, sülaleyi bi bahaneyle mükellef bir yemeğe alıp, toplu fotoğraf.. ve daha birsürüsü.. bunlarla hazır sağlık yerindeyken uğraşıp, halletmek lazım diye düşündüm. Fazla abarttığım şeyleriyse, kasmayın, yazmayacağım..:)
Abim de, kalk sen bugün bu soruyu sor..:))) Ağustos başında “Hayatı Paylaştıklarıma..” demiş ve orada, hemen hemen cevaplamışım Abi’min “nasıl bir veda” sını. Ammaaa.. müziği, kıyafetleri, partiyi ve içkileri hiç düşünmemişim ne yalan söyliim:) Şuanda, az düşündüm ve karar verdim.. Kesinlikle yalnız olmak istemiyorum, gelebilen herkes gelmeli.. Toprağı ıslatan hafif bir yağmur olmalı, o kokuyu duymalıyız.. Kimseye zahmet vermeyelim, şöyle deniz de gören, yere kadar cam, hatta şöminesi olan bir yer, yaratır bence Abi toplanmak için.. Kaliteli kırmızı şarap mutlaka olmalı.. gerçi üniversite arkadaşlarım kesin rakıyı seçecektir, o da uyar..:) Filmlerdeki gibi, şık ve temiz giyinilsin isterim, hatta bayanlar inciyi tercih etsin mümkünse, öncesinde Müslüman töreni olsun elbette ki, ama o kıyafetleri başınızı örtüp bozmayın, en fazlasından siyah dantel kullanın, bir de kimsenin kaldırmasına izin vermeyeceğiniz, en krize girdiğim fotoğrafımı koyun haa.. Mumlar.. büyük küçük bir sürü mum.. Ve, müzik.. işte bu çok önemli.. Zaten beni tek parçalık bir sürede anmayacağınıza göre:)) benim bunu da notlarımın arasına alıp, bi cd hazırlamam gerekiyor demekki..:) Hemen ilk aklıma gelenler, Sting’in Fragile’ı, Parios’un Pio kali i monaxia’sı, Vivaldi’nin hüzünlü bir filme oturanından ve Diana Krall’dan en az birer, C.de Burg Moonlight & Vodka, evet evet Elton John’un Shootdown the moon’u da mutlaka yer almalı.. Böylelikle, müzikle kurulan köprüyle, aramızda hiç boşluk kalmayacak.. ruhlara değen ortak dil.. cesur hayal gücüme şu an sahne olanlar bunlar..

Adsız dedi ki...

Bırakın hikayelerle uğraşmayı.. Neydiniz ki nereden geldiniz nereye gideceksinizde törenler falan hayal ediyorsunuz..Ritüeller yaratmaya çalışıyorsunuz.. İnsanın ölümünün bir HAMAM BÖCEĞİNİN ölümünden hiç bir farkı yoktur. Hani bazen kızıp üzerine basıpta şimdi sen nereden çıktın deyip canlılığına son verdiğimiz bir böcekten farksız. İnsan olmanın bir ayrıcalığı yok. Yani Ölürken yok.. sadece yaşarken var bu fark..havaya girmeyelim. Ben öldüğümde yanımda kimseyi istemem gerek te yok. Yalnız geldim yalnız gideceğim. Doğru toprağa hiç bir törene gerek yok.Ağlamak ne kadar garip ben ölmüşüm neden başkaları ağlar ki.. bensiz kaldıklarına mı yoksa ben yaşamadığım içinmi ağlarlar.. yada özleyecekleri içinmi...Yaşarken bunu bil sevgini o zaman göster ...

Abi dedi ki...

Sayın İsimsiz..
Tüm insanlık eğer, bu tip şeylerle uğraşsaydı, eminim dünyamız bugünkünden çok daha iyi bir yerde olurdu. Ama bu mümkün olamayacağına göre, sanırım siz de haklısınız.. Zaten karamsarlığınız ve tarzınız da, yaşam'a da çok iyimser bakmadığınızı onaylıyor. Haklı da olabilirsiniz, kendi açınızdan..
Üzerine "sen de nereden çıktın?" diye bastığınız Hamam Böceği ise, belki kendince bize sevgisini göstermek istiyordur da, biz anlamıyoruzdur. Olamaz mı?
Bu arada, tarzınız, bana çok eski bir dostumu anımsattı.
Saygılar.

su kabağı dedi ki...

Bi kış günü.. soğuk..yağmur çiseleyen türden… cenaze arabam önde, konvoy arkada.. kimse flaşör yakmasın..korna da yok..kenardan gidelim mezarlığa… yatağıma geldiğimde her yer toprak koksun..yani benim son kokum.. ben de duyabileyim..
Filmlerdeki o sahneleri hep sevmişimdir.. maalesef türkiyede mümkün olmayan, düzenli, çimlerin arasında bir mezarlık.. babam sever bu işleri ama sıralı olursa kim yapar bilemiyorum ama müzik kesinlikle olmalı.. Eleni Karaindrou çalsın.. kesinlikle çok uygun.. ama dayanıklı olması lazım sevenlerin.. ben şahsen dayanamayabilirdim :) ama genede sonlarına doğru çalınan akordeon, neşe verebilir tören sonrası için.. Hayal gücüme kalsa esasında isticeğim başka bişi var.. müzik cd den değil de, direk canlı canlı, Karaindrou kuyruklu ve siyah bir piyanoyla çimlerin üzerinde çalabilir.. Sadece piyanoyla Eternity and a Day….
Sonsuzluğa giderken olabilecek en güzel şey.. Hayatın, en dokunaklı ama umut verici anı..

Küçük konuşmalar, ufak detaylar verilebilir ben aşağı inerken.. ben de hepsini duyuyor olacağım zaten ;)

Topragima bardaklarinizdan bisiler dökerseniz sevinirim.. Şarap olur.. güzel olur.. İnce kadehlerde..

Tören sonrası ikinci bir tören daha istiyorum ama… Deniz kenarı mutlaka..Fazla ayrıntı vermeye gerek yok..Zaten herkes nasıl eğleneceğini biliyo.. Hüzünlü olmayan.. Herkesin güzel şekilde sarhoş olacağı bi gece olsun.. Bol tequila.. :) Ağlamanın manası yok.. Hepiniz gelceksiniz arkamdan nasıl olsa...
(desemde gene de ölüm beni hep hüzünlendiriyo yaa..Zıt ve karışık düşünceler silsilesi işte.. )

Sonra herkes eve gidip sızabilir.. benim için de içsinler .. için.. :)

Espresso dedi ki...

Ey isimsiz.. Abi gibi nazik olup, sayın diyemedim, yorumunuz hiç içimden getirmedi bunu.. Yaşarken ayrıcalığı olduğunu savunduğunuz şu insanlığın sembolü zatınızın ismini soyismini falan verin de müşerref olup, simge sizi görüp nesiniz, nerden geldiniz ve nereye gidiyorsunuz, hele bir görüp, bilgilenelim. Bu arada, kendi inandığınız ritüellerde siz, aynaya bakıp gördüğünüzle yüzleşebilip onu sevebildiniz mi acaba.. Ya da hep gözleri bağlı mı kaldınız.. Yazdığınız cümleler gibi bir hayat örneği sergileyen birine, yaşarken sevgi gösterebilecek gerçek kişileri de gerçekten merak ve takdir ettim..
Düğünümü de, doğum günümü de, ölüm günümü de, cani ruhlu bir katil olsa idim bu gibileri öldürebileceğim günlerin de hayallerini kurar, hikayelerini de yazardım.. Efeeem buna, kimse de karışamaz. Dünya Hamam Böceklerini Koruma Derneği’nin bir üyesi olarak, böyle bir örneği de şiddetle kınıyor ve “Hani bazen kızıp üzerine basıpta şimdi sen nereden çıktın deyip canlılığına son verdiğimiz” cümlenizdeki, katlettiğiniz tüm böcekleri SAYGIYLA anıyorum..
Bu arada, yaşama/ ölüme/ ölüm anına/ sonrasına dair, ne büyük müzik eserlerinin, ne büyük romanların, hatta bu eseleri yaratan insanların, hatta matematiğin ve fizik formüllerinin, ne büyük hayal güçleri ile gerçekleştiğini de kulak arkası etmeyelim.. Bir de farktan bahsediliyordu galiba.. FARK.. kiminin fiyatında, kiminin kişiliğinde, kiminin de ruhunda.. Haa, bir de ölürken kimseyi istemediğinizden bahsetmişsiniz.. endişelenmenize de gerek yok, müsterih olun bence.. yaşarken gerçek kişileri olamayanın, ölüm anında yanında kim olur ki?

Espresso dedi ki...

Sahi, bu arada nip-tuck'ı atlamayalım, gerçekten çok güzel dizi Abi..
Bir de, türkekırgın senin maili bulamadım. İksir miksir bulamazsam o günlerde direkt verme şansım olamayacağından, sana bi ölüm günü hediyem var.. (kulağa amma itici geliyo, biliyorum..:))
Sanırım Abi sana yollar, güle güle kullan!!! bu ne yaa::)))

Abi dedi ki...

gitti kırgın'a gitti.. pasladım..:)

gamze dedi ki...

valla fonda çığlık ve ağlama sesleri olmasın mümkünse hiç haz etmem zira...onun dışında her şey kabulüm -kibariye de olmasın:P-

yağmurlu bi gün olsun yağmuru çok severim ama arkamdan bu yağmurda ıslanıyoz lan ölcek başka gün bulamadın mı manyak karı demesinler de sonra...neyse insanları düşünerekten bahar olsun bari mevsim, hafif güneş böyle...giderlerken zahmet olmazsa papatya bıraksınlar üzerime..döndüklerinde helva filan yapmasınlar sinir olurum ziyafet mi var ölmüşüm zaten dünya nadide bir hatundan olmuş ne helvası, yemek yemeye mi geldiniz...kıyafet serbestisi tanıyorum kendilerine, rahat olsunlar kasmasınlar kendilerini tabi..yazık herkes nerede bulacak benim istediğim kıyafetleri..son olarak;

son olarak;
imam amca "nasıl bilirdiniz merhumeyi"dediği zaman iyi bilirdik deyip ortak olmasınlar günahlarıma...


sevgiler ve saygılar güzel abim:)


not: bu yazdıklarım hukuken bir vasiyetname örneğidir nazara alınmamasını temenni ediyorum:)

Pıtırcık dedi ki...

Merhaba

yazıyı okuyunca aklıma aşk heryerde filmi geldi.izleyenler bilir eşi ölen Liam Neeson cenazede eşi ile çok sevdikleri şarkıyı çalmıştı.buruk ama eğlenceliydi.uzun uzun düşünmedim ama benimde aklıma geldi.cenazemde bu şarkı çalabilir.

AŞK HERYERDE Love Actually - Bay City Rollers - Bye Bye Baby

hep dedi ki...

ABİİİİ!
Ben ölmiycem!!!!Rakı içenler ölmüyo abi,o yüzden rakı içiyom ben:)))
İlla bişey,bi ritüel yapmak gerekiyosa,Turky'ninkinin aynından aliim ben.Müzikleri sen seç.İsteyen istediğini dilediği kadar içsin.İçki,rakı su gibi aksın abi,bensiz kalanların bu dünyaya alkolsüz dayanması zor olacak zira:)))))
Kaç gündür törenlerden tören seçmeye çalışıyorum,-hayır din min mevhumundan olsa gerek seçenek de fazla değil-,kendim de bulamadım orjinal bişey,hiç ölmedim ondan.Bi ölsem karar vericem o vakit ne istiyorum.Tecrübesizliğime ver,yoksa bulurdum ben illaki bi cinslik.
Aramızda kalsın ama ben ölmek falan da istemiyorum."%@$&%&)(')=%$^$"!^*!"
hahhaha bu küfür demek Abi:))Hani eskiden bi yerlerde (valla hatırlamyorum nerde olurdu bu,çizgi romandır kesin de) küfür yerine kibarca böyle şeyler yazılırdı.Anladınız işte ölüme ithaf edilmiş sinkaf müessesesiydi,kimse üzerine alınmasın.
İyi!Tamam konuya dönüyoz ne kızıyon..
Abi mezarıma kamyonla mavi gelincik dökülsün istiyorum,al sana yaratıcı fikir:))))))))
sevgi..saygı...

Türkekırgın dedi ki...

İleriki durumlar için mailim trialbaloon@yahoo.com. Mezar taşım süper olmuş. Teşekkürs.

Ruhuma El Mefta

Espresso dedi ki...

you're well come trialballoon@epitaph.com.tr. :)
Cismine El 2097

7.oda dedi ki...

ben rammsteindan ADIOS alayım bri adet.. gerisi önemli değil :))