Pazar, Ağustos 31, 2008

"Masumiyet Müzesi"

Henüz kitabı okumadım ama NTV'deki röportaj'dan anladığım kadarıyla Orhan Pamuk 'Masumiyet Müzesi' ile Türkiye'nin bir numaralı sorununa parmak basmış bence. Aşk, cinsellik, ikiyüzlülük, moderniteyi yaşıyormuş gibi yapmak... Olay budur.

1. Türkiye'de kitlelerin bir numaralı sorunu aşk, cinsellik ve abazanlıktır. (aksini iddia eden yalan söyler) Bu sorun ezelden beri değişmemiş. Aşık bilmem neyin şiirinin özünde, sözünde abazanlık yatar. Türkülerin yanık olması, ağlar suratla insan eğlendirmeye çalışanların çaresizliği bundandır.
2. İşsizlik, geçim sıkıntısı, ekonomik kriz
3. Gerisi teferruattır, telafisi vardır.

Diye şeeettiri verdim.

Jackie Chan davul çalsaydı..


Find more videos like this on RedTube

Perşembe, Ağustos 28, 2008

TURKISH TAKIM TUTMAK..

Hiç bir zaman bir futbol fanatiği olmadım ben..
Galatasaray'lıyım.
Ama sevdiğim dostlarımla zaman geçirmek, bir GS maçını izlemekten daha önemli olmuştur her zaman..
Dün gece GS'ın elenmesi, FB'nin yoluna devâm etmesi, beni GS adına üzmüş, FB adına sevindirmiştir.
Tanıyanlar bilirler ki, FB'nin ya da herhangi bir Türk takımının oynadığı bir Avrupa maçında daima Türk takımıdır tuttuğum..
Ha, GS-FB maçlarında tabîdir, kendi tuttuğum takımın kazanmasını istemek..
A.W. Fenerbahçe'lidir örneğin..
Ve Şampiyonun belirleneceği son maçlarda, her iki takımın bayrağıda hazırdır, balkonda sallamak için.
Eğer FB şampiyonsa, ben eşimle berâber, GS şampiyonsa O benimle berâber sevinir.
Sporun amacı da budur.. Buydu daha doğrusu..

Fanatik taraftarların, takımların başarılarını tâkip eden günlerde,
günlerce,
üstlerinde formaları ile çekilmiş fotoğraflarının konulduğu msn resimleri ya da benzer avatarları,
veya isimlerinin kenarlarına yazdıkları sloganlar, karşı takıma olan kin ve gıcıklığın yansıması..

-Sen bunu kazan da, görelim bakalım..
-Siz şimdi kendi liginizde oynayın..
-UEFA'mı, Şampiyonlar Ligi mi?
-Zart Zurt..

Bırakın bunları baba..
Bırakın..

Bir Fenerbahçe'linin konuşabilmesi için önce UEFA veya Şampiyonlar Ligi Kupasını kazanması ve sonra bu iki kupayı kazanmış iki takımın arasında oynanacak maçı alarak, Süper Kupayı Türkiye'ye getirebilmesi lâzım.
O zaman ancak GS ile eşit duruma gelir.
GS, UEFA kupasını alarak Süper Kupa oynama hakkını kazanıp, gerçekleştirmiştir bunu..
Eğer FB, Şampiyonlar Liginde Şampiyon olarak, Süper Kupa finâl hakkı kazanıp alabilirse kupayı, o zaman GS'ı geçmiş olur. Bu kesin.. O zaman konuş işte..
Bu gerçekleşmeden, hiç bir FB'linin kendisini GS ile kıyaslamaya hakkı yoktur..

Aynen, hiç bir GS'lının FB'yi 6-0 yenmeden hiç bir kıyaslama yapmaya hakkının olmadığı gibi..
GS bir maçında FB'ye 6 gol atsa, burada da eşitlik olur..
Bir Cimbom'lunun konuşmaya hakkı olması için önce FB'yi 7-0 yenmesi gerekir ki..
Bu da başka bir hayal..

Bu bakımdan, ben derim ki;
Hayal peşinde, konuşmayın boş boş..
Hayat kısa..
Ben neden bir takım için kavga edeyim veya öleyim ki?
Manyak mıyım?

Edit: 18/eylül/2009 ... Bak, bugün de tersi oldu... Ne yapalım şimdi... Avatarı GS'ye çevirip FB'lilere b.k mu atalım? Yoksa mesela bizim yöneticilerden biri çıkıp gülme krizine mi girsin, sizinkiler ağlarken? Hoş mu bunlar?

Salı, Ağustos 26, 2008

Apartman Öğretileri (2)

Apartman öğretileri (1) burada..'ydı..


Nâdirdir, bir insanı gördüğüm ilk üç beş sâniye içinde, hakkında verdiğim karârın değişmesi.
Çok nâdir..
Yaramaz bu adam diye düşündüğüm hemen hiç kimse, sonradan "vay beee!" dedirtmedi bana.
Ama kabûllenmek gerekir, bir iki kez, "iyi birisi." diye düşündüğüm insanlar için oldu bu tip nidâlarım.
* * * *
2002-2004 döneminde iki sene apartman yöneticiliği yaptım. 1970 model, 24 dairelik bu apartmanın yıllardır süregelen ve oyalayıcı tedbirlerle bir türlü sonlandırılamamış problemlerine kesin çözümler buluverince, 23 dairenin hemen hemen tamâmı, hem beni çok sevdiler hem de sâmîmi ilişkiler içine giriverdiler.
Suratsız ve nâlet olarak bilinen iki tâne yaşlı dul teyze bile, ellerinde hediyeleri ile, yöneticiliğimin bitimini tâkip eden günlerde evimize gelip, teşekkürlerini sundular..
Kısaca, başarılı ve çok iş bitirilen bir yöneticilik dönemi, 1994-1998 arasındaki bekârlık dönemimde komşularımla kurduğum iyi ilişkileri, son on yıldır A.W. ve dört yıldır da Lina'nın aramıza katılması ile daha da pekiştirdi.
* * * *
5. katta, Karşıyaka'nın tanınan çocuk doktorlarından A. abla ve eşi müteahhit E. E. oturuyorlardı. 60'lı yaşlarının sonlarında olan bu karı koca, hayvansever, okuyan, konuşmasını bilen, sevdiğim bir çiftti. Özellikle E. abinin de beni sevdiğini gözlerinden okur, sözlerinden anlardım. Yakın bir yerlerde yaşayan bir oğulları vardı. Bir Amerikalı kızla evliydi. Birkaç sene önce de çocukları olmuştu.
Bir de kızları vardı. Bildiğim kadarı ile büyük kardeşti O. Evliydi ve İstanbul'da yaşıyorlardı. E. abilere iki torun veren bu kadın eşi ile birlikte tüp bebek işindeydi. İyi de kazanıyorlardı. İstanbul'da bir merkez açmışlar, tutunmuşlar, daha sonra da Samsun'da sanırım, bir ikinci merkez ya açmışlar ya da açmak üzerelerken, bir trafik kazasında karı-koca ölüp gitmişlerdi.
Yaz tâtili için E. abilere bırakmış oldukları çocuklarını almak üzere İstanbul'dan İzmir'e gelirlerken, sanıyorum Akhisar taraflarında bir yerde, jeepleri ile bir kamyonun altına girmişler ve çıkamamışlardı.
E. abi ve A. abla yıkılmışlardı. Kendisini daha çabuk toparlayan ve annesiz babasız kalan bu 3-4 yaşlarında oğlan ve 8-10 yaşlarındaki kız çocuğunun hayatlarının bir şekilde devâm etmesini sağlamaya çalışan E. abi oldu. Para sorunları yoktu.. İlk bir kaç sene her iki çocuk, burada, bizim apartmanda kaldıktan sonra, ilkokul döneminde oğlanı, babaannelerinin ve amcalarının bulunduğu İstanbul'a gönderdiler.
Turkuaz gözlü kız burada kaldı. İyi bir okula yerleştirdiler..
Ben, O'nu nâdir olarak, üç beş ayda bir ya servise binerken ya da inerken görmüşümdür.
Ama bir kız çocuğunun 10 ilâ 15 yaş arasındaki gelişimini gözlemlemek adına daha iyi bir yoldu bu. Aralıklarla gördüğünüzde, kızın gelişimi daha rahat anlaşılıyordu..
Sondan bir önceki görüşümde artık bir genç kız olmuştu..
* * * *
On gün kadar evvel, saat 21 civârında apartmandan çıkıp, arka tarafta garaja gitmek için sola dönmeden önce yürüdüğüm üç-dört metrelik yolda, karşıdaki palmiye ağacının altında gördüm kızı, son defâ. Yanında biri vardı. Ve karanlıktı.
O olup olmadığına emin olmak için bi kez daha dönüp bakarken gördüm, yanındaki oğlanı belki iki ya da üç sâniye. On değil, emîn ol.
Temiz giyimli olması, kirli bir rûhun görünmesini engellemiyordu işte.
Sevmedim çocuğu.. Hiç.. İki sâniyede böyle bir şeye karar verir mi insan? Verir.
* * * *
Birkaç gün önce, sabahleyin annemi almak ve hastaneye götürmek üzere çıkarken, kapıda karşılaştık E. abiyle.
Benim elimde kocaman bir zarf vardı. İçinde annem ile ilgili rapor ve tetkiklerin olduğu..
Komikti, E. abinin elinde de benzer bir dosya oluşu..
Günaydınlaştık. N'aber, n'assın faslından sonra "E. abi, ben Bornova tarafına gidiyorum. Yolun o tarafa ise götüreyim." dedim. "Sağol." dedi. "Ben Alsancak tarafına gidiyorum."
İki adım attık birlikte bahçeye doğru..
Duraladım âniden. E. abi de durdu.
Ve dedim ki;
"Ya, belki şimdi sana söyleyeceğim şey benim üzerime vazîfe değil.. Ama yine de senle bi gözlemimi paylaşmak isterim. Bir kaç gün önce gece, şu ağacın altında senin torunu yanında bi oğlanla gördüm.. Ama hiç gözüm tutmadı be, E. abi."
Kızı ile dâmâdı öldüğünde yüzüne yerleşen ve bir kaç zaman kalan, o buruk ve acı ifâdeyi gördüm yine..
"Sorma.." dedi elindeki zarfı gösterirken..
Bağlantıyı kuramadım, ama O, ben sormadan devâm etti. "Kızın tasdiknâmesini almaya gidiyorum okuluna. İstanbul'a gönderiyoruz. Kurtaramadık o çocuktan. Çok uğraştık ama dinlemiyor bizi. Çok, çok kötü bir oğlana takıldı. Yetmişi geçtim ben. Nasıl uğraşabilirim ki?"
Sonra bir an düşündü; "Sâhi, sen nereden anladın ki? Birşey mi yaptı çocuk?"
"YooOoo.." dedim. "İllâ bişey yapmasına gerek yok.. Zâten bikaç sâniye gördüm. His işte.."

* * * *

* * * *

Yine, muhtemelen, otomobilini bir türlü kilitleyemen adama taktığım geceydi gâliba..
Çünkü o gece, uzun zaman terasta tek başıma takılmış ve insanlara bakmıştım..
Bizim apartmanın tam önünde bir otobüs durağı var.. Durakta duran (zâten başka ne yapılır ki?) bir adama takıldı gözüm. Herif, cephesini gelen otobüsler yönüne çevirmiş, fakat çok dikkât çekici bir sıklıkla, kafasını 90 derece sola döndürerek bizim apartmanda bir yere bakıyor. Çokta kaldırmıyor kafayı. Yâni gözlemlediği yer en fazla ikinci kat olmalı.. Arada da sanki böyle sağ kolu ağrıyormuşta hareket ettirmesi lâzımmış gibi geniş daireler çiziyor havada. Sol eliyle de zaman zaman orasını burasını kurcalıyor. Yarım saatten fazla bir zaman kaldı orada.. Otobüsler geliyor, gidiyor, yeni insanlar geliyor, gidiyor. Bu ibne orada dikilmiş abicim, sürekli apartmanda aynı noktaya bakıyor.
Yemeğimi bitirdim.
-Ulen iniim mi, inmiim mi aşşağaya? Neye bakıyo ki bu yavşak?
İndim abicim. Önce apartmandan çıkıp sağa, bakkal yönüne doğru yürürken şöyle göz ucu ile bir baktım, kimin panjuru açık, kimin kapalı diye.. Sâdece bir tek birinci kat, orta daire.. Komple açık panjurlar ve bütün ışıklar yanıyor..
O dairede, İzmir'in ünlü bir dönercisi, karısı ve 6-7 yaşlarında oğulları kalıyor..
Bir tur atıp döndüm.. Durağa, adamın bikaç metre uzağına geldim.
Baktım aynı açıdan apartmana..
Panjur, perde, ışık ne varsa açık.. Dibine kadar..
Ve bir kız çocuğu, 13-14 yaşlarında.. Pencerenin tam önünde dans ediyor.
Kızın haberi bile yok.. Muhtemel evde kral tv açık.. Kız, Hâdise figürlerini yapmakta, lâkin sapık figürü filân aşmış.. Hani utanmasa oracıkta yâni.. .. ..
Dönercinin cep telefonu var bende..
Aradım.. Çok saygılı birisidir gerçekten.. "Emret abi, hayırdır?" filân diye sordu..
Anlattım durumu.. Yeğenleriymiş meğer..
Son olarak dedim ki; "Karına yada kimseye bahsetme bunu benim söölediğimi.. Neme lâzım, bana gıcık kaparlar.."
"Haklısın abi." dedi."Ben şimdi servis elemanı geçerken farketmiş filân der, hallederim.."
Bir kaç dakika içinde, önce ışıklar kapandı, sonra panjurlar..
Sâniyeler sonra da, o pezevengin evlâdı yokoldu..
* * * *
Bunlarda benim bööle anılarımdı be..
Hayat geçiyo..
Geçiyo..

Cumartesi, Ağustos 23, 2008

T.A.K.I.N.T.I.

Dün gece..
Yedinci kattan aşağı bakınıyorum..

Siyah station bir araba parketti aşağıya.
Dikkatimi ilk çeken şey, adamın içeriden çıkmadan önce, Türk Bayrağı görünümündeki güneşliği ön cama yerleştirmesi oldu.
Hakîkaten, karşıdan bakıldığında, sanki ön camda kocaman bir bayrak açılmış gibi duruyordu araç..
Sonra indi adam. Aynasını kapattı. Arka kapıyı açarak, çantamsı bişey aldı.. Kapattı kapıyı.
Diğer tarafa geçti. Oradaki aynayı da kapattı. Sonra elindeki zımbırtıya bastı, araba "vıyk vıyk" ederken aynı zamanda dörtlüleri de iki kez yandı, söndü..
Adam tekrar kendi tarafına yürüdü.. Sırasıyla, önce kendi kapısını, sonra arka kapıyı, bagajı, arka ve ön sağ kapıları tek tek eliyle kontrol etti.
Ben yukarıdan anlamıştım aracın kilitlendiğini ama adam, ne "vıyk vıyk" sesinden kulağına,
ne flaşörlerin çakmasından gözüne ve ne de elindeki aletin teknolojisine güvenmiyordu.
Yürümeye başladı.. Uzaklaştı bir kaç metre arabadan. Tam "Şükür. Bitti." diyordum ki içimden, geri döndü, tekrar yol tarafına geçerek kendi tarafındaki aynayı kontrol etti.
Aracı, hemen hemen gireceği apartmanın (ki bizim yan apartman oluyo bu.) bir kaç metre ötesine parketmişti.
Arkadaş, adam bu üç beş metrelik yolda yürüyüp bahçeye girip, bahçe kapısını kapatıp benim görüş alanımdan çıkana kadar en az üç ya da dört kez döndü döndü, arabasına baktı. Ve kayboldu. İçim daralmıştı o sırada..
* * * *
Bi onbeş dakka sonra filân, içimden "Yarın yazayım bunu.. Hattâ adını da (T.âki A.rabanı K.ilitlediğine I.nandığında N.ihâyet T.ozol I.nbe.) koyyim diyodum ki,
inanmayacaksınız,
adam tekrar gelip kapıları kontrol etti.
Eşofmanla..


Minik not: Aklıma geldi bi de fotoğrafını koyayım diye arabanın.. Baktım, gitmiş.

Cuma, Ağustos 22, 2008

YANITSIZ.

Bir arkadaşım, çok uzun bir evlilikten sonra evini terketti.
Bence hiç bir tutarlı neden yokken..
Vardır tabi O'nunda kendi açılımları..
Ama çıktı, gitti işte evden..

Karısı da arkadaşım..
Bloğun üzerine koyduğum, "Bir Tutam Baharat" filminden alıntı yazıyı okumuş dün..

"Aslında hayatta iki çeşit yolcu vardır evlat. Birincisi, haritaya bakarak yolculuk edenler. İkincisi de aynaya bakarak yolculuk edenler. Haritaya bakan yolcular hep giderler. Aynaya bakan yolcular ise eve dönerler."

Telefon açtı..
Dedi ki;
"Aynaya bakanlar eve döndüklerinde haritaya bakanlarla karşılaşırlarsa ne olur?"

Yanıt veremedim..