0-TURKY etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
0-TURKY etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Salı, Eylül 16, 2008

Deniz Fenerinde Bağ-Kuruldu - Geçmiş olsun

Alman Mali Polis Başkomiseri Alexander Böhm'e göre 'Karaman eşittir Deniz Feneri Türkiye’dir’. Elbette bunlar iddiadan ibaret. Ama görünen köy kılavuz istemez diye düşünüyorum.

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/9905851.asp?gid=229&sz=63925

Çarşamba, Eylül 10, 2008

Boeing, what are you doeing?




ABD'nin Washington, Oregon ve Kansas Eyaletlerinde çalışan toplam 27.000 Boeing işçisi grevde. 737,747,767,777 üretimi durmuş. Grev Uluslararası Makinistler ve Havacılık İşçileri Derneği'nin şirketin son teklifini reddetmesiyle başlamış. Boeing önümüzdeki 3 sene için toplam %11 teklif etmiş. Yapma be Boeing!

2008 yılında ABD TÜFEsi yıllık bazda 6.2 artmış. 2007'de 4.1miş. Toplam 10.2 göçük var. Yani enflasyon karşısında paralar eriyecek. Dernek ise %13 artışa fitmiş. Bu durumda da maaşlar eriyor. Cık cık cık.....

Boeing çok karlı bir şirket. 2005-2007 yılları arasında net 8.86 milyar dolar gelir elde etmiş. 10 milyar doların üstünde nakit ve hisse senetleri var. 2-3 yıllık müşteri sipariş listesi var. Allah artırsın!

Son 10 sene içinde çalışan sayısını 60.000 den 27.000'e indirmiş. Üretim parçalarından büyük bölümünü düşük ücretli fabrikalarına kaydırmış. Merkez Boeing fabrikalarını montaj amaçlı kullanıyormuş. Cinsin, sömürgensin, kâr edeceksin anladık!

What are you doeing, Boeing? Yap bi 15-20 şu işçilere. Sonra iki üç kablosunu eksik bağlarlar filan yani. İniş takımları açılmaz, motorları çalışmaz belki. Kaliteyi düşürmeyelim canım. Hadi bakim. Şu dernek de aradan çekilsin:))

Çarşamba, Eylül 03, 2008

Sözde Ermenistan'a giden AKP'li Cumhurbaşkanınız ve Dışişleri Bakanınız...(yumuşak versiyone)

Ülkesini bu kadar satan insanlar görmedim. Ermeniler ülkemizin topraklarından bir bölümüne Batı Ermenistan diyor, milli sembolleri Ağrı dağı. Ülkemizin toprağında gözleri var. Onlarca diplomatımızı katletmişler. (Sayın Dışişleri Bakanı!!) Ülkemizi sözde soykırım yapmaktan mahkum etmeye çalışıyorlar. Bu Ermeniler ki, Osmanlı'nın son zamanında yüz yıllarca yaşadıkları ülkelerine karşı Rusla işbirliği yaparak komşularını katletmiş alçak vatan hainleri. Diasporasının egemenliği altında yaşayan fanatik bir millet. Bir tane diaspora artığıyla karşılaşmamışım ki, Türk'e düşmanlık beslemesin. Bu soysuzların dedeleri Türk insanını arkadan hançerlediklerini torunlarına anlatamadıkları için hainliklerinin sonucu ayrılmak zorunda kalmalarını Türklerin sözde düşmanlığına bağlayacak kadar aşağılık insanlar. Bunların ekmeğine yağ sürmeye giden "pek akıllılar", bir gün mutlaka hakettikleri şekilde yargılanacaklardır.

Pazar, Ağustos 31, 2008

"Masumiyet Müzesi"

Henüz kitabı okumadım ama NTV'deki röportaj'dan anladığım kadarıyla Orhan Pamuk 'Masumiyet Müzesi' ile Türkiye'nin bir numaralı sorununa parmak basmış bence. Aşk, cinsellik, ikiyüzlülük, moderniteyi yaşıyormuş gibi yapmak... Olay budur.

1. Türkiye'de kitlelerin bir numaralı sorunu aşk, cinsellik ve abazanlıktır. (aksini iddia eden yalan söyler) Bu sorun ezelden beri değişmemiş. Aşık bilmem neyin şiirinin özünde, sözünde abazanlık yatar. Türkülerin yanık olması, ağlar suratla insan eğlendirmeye çalışanların çaresizliği bundandır.
2. İşsizlik, geçim sıkıntısı, ekonomik kriz
3. Gerisi teferruattır, telafisi vardır.

Diye şeeettiri verdim.

Perşembe, Ağustos 14, 2008

Ülkenin çivisi çıkınca


Ölü kafalar cemaatinden potansiyel canlı bomba adayı şirinleri duydunuz mu?



Abesle iştigal diyaloglar aşağıdadır: sinir bozucu olduğu için düzenleyemedim.


La İlahe İllallah Allahu Ekber La İlahe İllallah Allahu Ekber (burayı sırınlerın lay lalalayla sarkısı gıbı okuyun )
Gozluklu Zat(şirin): Şirin baba şirin baba şirin baba nereye gitti
Guclu: Cuma ya gıttı sırın baba vaaz verıo elhamdulıllah :hacı:
Kucuk şirin: Guclu abı nası yaptın bu kasları abi
Guclu:Bos işler bunlar sen gel 5 vakıt namazını kıl bak nası guclenıon
Kucuk Şirin: Elhamdulıllah :hacı:Guclu: Bundan sonra senın adın Yunus Emre
Usta Şirin: Selamın aleykum gozluklu napıyorsun
Gozluklu: Napıym bu onumuzdekı ramazan ıcın yeni kıtap yazıyorum
Buyukbaba Şirin(sarı şapkalı olan ) : Uykucu uykucu kalk olm sabah namazı kacacak
Uykucu: Yettim buyuk baba
Şirin baba: Sewgili müminler camimize yardım edelim vakıfa ve gargamele bı dunya bocumuz war dogalgaz parası elektrık bunları odememız lazım herkes ne kadar werebilirse
Örgülü şirin: Gozluklu abi sen bu gozluklerı nie takıosun
Gozluklü: Hadisleri topluyorum ben oyuzden
Örgülü şirin: Aaa bakıym heh wer bı bakıym
Gozluklu: Abdestın warmı bakım senın Örgülü şirin:
Şirine:Gözlüklü içerden gelen sesler ne şlak şlak diye.
Gözlüklü:Arabada 5 evde 15 yapıyorum.
Şirine:Şirin baba görmesin arabada 5 evde 15 yaptığını vaaz verir sana yine çarpılırsın filan zırvalar yine.
Gözlüklü:Sende gel bişey olmaz sana da arabada 5 evde 15 yapayım
bebek şirin büyür sünnet olma zamanı gelir
şirin baba şirin baba artık sünnet olmak istiyorum
len zibidi ben sana 100 yaşındayken ol dedim niye olmadın
o zaman küçüktüm baba
peki peki aç bakalım şırrak oha bu ne lan gargamelin burnu gibi olm bıçak kesmez bunu ben bi testere alıp geleyim
sirine kosarak gelir..sirin baba sirin baba...
sirin baba: essalamin aleyküm ve rahmetullahh.ve namazini bitirir.kac kere söyledim kizim söyle yari ciplak dolasma ormanda diye.bak namaz sakata geliyordu.
denyosirin: sirin baba ilk ezani okuyan bilal habes de bizim gibi mavimiydi?
sirinbaba: tövbe tövbe

Pazartesi, Temmuz 14, 2008

Geçen ayki Sıkay Layf dergisinden Cezayirli İparhan

Efenim, Türk Havayollarımızın Sıkay Layf dergisini belki duymuş, okumuşsunuzdur. Türkiye'nin ve dünya'nın ilginç mekanlarını, yaşamlarını anlatan bir çeşit tanıtıcı dergi. Kültürümüzü, dünya kültürünü yerli yabancı müsterilerine tanıtmak ister bu dergi. Genelde bir sütunu Türkçe anlatır, hemen yanındaki sütunda İngilizce meali vardır. Böylece çevirileri birebir kontrol etme imkanı sunar. Hafif Türkçe düşünüp İngilizce konuşan bir dergidir. Ama iyidir.

İzmir-İstanbul seferindeyiz. Kabinde oturuyom. Önümdeki koltuğun arkasındaki cepte, genelde kusmuk torbasının önünde bulunan Haziran sayısını elime alıp karıştırmaya başladım. Makalelerden birinde tema olarak dünyanın çeşitli yerlerinden kelebekler seçilmiş. Makaleyi tam okumadan, resimler üzerinden Dünya'nın farklı yörelerindeki kelebekleri incelemeye başladım. Renk renk mi, desen desen mi istersin. Herşey var yani. Sayfaları çeviriyorum. Sonra, son sayfadaki bana oldukça tanıdık geldi. Döndüm makaleye. Onunla ilgili bölümü okudum. Evet doğru. Onu anlatıyor. Bir şeyler çekiyordu belli ki... O diğer tüm feminen tipli kelebekler arasından sıyrılan Cezayirli İparhan. Ne de olsa Akdeniz'den komşumuz yani. Kollar omuz hizzasından iki yana açılmış "Heeytt, buradan geçmek için beni ezmen gerek" tarzında bir Kelebek. Desenler güzel ama solgun. Çölün bezginliği, kızgınlığı suratına vurmuş. Gözler patlak, bıyıklar ülkücü, sakallar uzun. Antenler teyakkuzda. Alnında boynuz. Kızgın kumda devriye gezen bir arkadaş. "Yürü be" dedim "Abdüllatif İparhan, Tayyip bile tutamaz seni!". Böyle kelebek mi anlatılır? Evet anlatılır. :)))

Cuma, Temmuz 04, 2008

Girdi, çıkmaz... e stori bay yozdil

2 Temmuz 2008
Yılmaz ÖZDİL
yozdil@hurriyet.com.tr

Girdi, çıkmaz...


Haliyle herkes soruyor:

"N’oluyor?"

*

Meşhur fıkradır...

İki kafadar, iddiaya girer.

Biri der ki:

"Şu ampulü ağzıma sokarım."

Öbürü der ki:

"Sokamazsın."

Sığardı, sığmazdı derken...

Sokar.

Ama küçük bir pürüz vardır...

Çıkaramaz!

Öbürü şaşırır, nasıl çıkaramaz?

Başka bir ampul bulur...

Kendi ağzına sokar.

I-ıhh... O da çıkaramaz.

Biri káğıt kalem bulur...

"Hastaneye gidelim" yazar.

Çıkarlar sokağa, atlarlar taksiye.

Taksici bir de ne görsün, iki kişi, ağızlarında ampul... "Hayrola" der... Konuşamazlar. Kağıda yaza yaza anlatırlar dertlerini... Taksici gülmekten kırılır tabii.

"Yahu arkadaşlar" der...

"Çocuk musunuz Allah aşkına, insan böyle bir şeyi dener mi hiç?"

Neyse...

Bırakır ikisini hastaneye.

Yoğun bakıma alınırlar.

Tam acil müdahale başlarken...

Taksici acil servise geri gelir...

Ağzında ampul!

Bulaşıcıdır çünkü...

Görünce gülmekten altına işeyen taksici, "Acaba gerçekten çıkmaz mı?" diye düşünerek, ilk bakkala yanaşmıştır.

*

Kıssadan hisse...

Söyledik size denemeyin diye.

*

Nasıl olsa denemesi bedava, deneriz, olmazsa çıkarırız zannettiniz, çıkmaz.

Çarşamba, Temmuz 02, 2008

Mustafa Balbay'ın 30.06.2008 tarihli makalesi

Cumhuriyet 30.06.2008
GÜNDEM

MUSTAFA BALBAY

The Gülen Movement!

Başlık bizim değil...

Fethullah Gülen çevresinde gerçekleştirilen uluslararası toplantıların kalıplaşmış adı; Türkçe söyleyişle Gülen Hareketi... Gülen Türkiye’den çok Amerika’ya mal olmuş bir kişilik sergilediğinden adlandırma da yakışıyor.

Örneğin, 2007 yılı ekim ayında İngiltere Lordlar Ka-marası’nın salonları bu hareketin düzenlediği toplantılara açıldı. Kaç kurum Lordlar Kamarası’nda böylesine olağanüstü ilgiyle karşılanır; okurun yorumuna bırakalım.

Gülen’le ilgili gelişmeler hızlı seyrediyor. Yargıtay’ın kararı genel anlamda bilinenin ilanıydı. Gülen’in silahlı terör örgütü çerçevesinde yargılanmasının temeli yoktu. Olayın asıl boyutu ABD’de seyrediyor...

Gülen, Türkiye’ye geliş koşullarının kolaylaştığı şu günlerde, ABD’de kalış koşullarını güçlendirmeye çalışıyor. Yeşil Kart almak için yaptığı başvuru reddedildi. Savcının Gülen’le ilgili dile getirdiği kuşkular ilginç; insanın Amerikan savcısı iyi bir Cumhuriyet okuru mu, diyesi geliyor!

***

Gülen, ABD’de kalış zeminini güçlendirmek için “iş, bilim, sanat, eğitim ve spor alanında olağanüstü yetenekli” kişilere verilen oturma ve çalışma izni almak istedi. Mahkeme şu yanıtı verdi:

“Bu alanlardan biri hakkında olağanüstü yeteneğini belgeleyememiştir!”

Gülen’in çevresindekiler hemen şöyle bir tümce ürettiler:

“Kendileri, dini hoşgörüyü eğitim kurumlarına sokma metotları geliştirmiştir..”

Mahkeme sordu:

“Nedir bu metotlar?”

Buna verilen yanıt da tatmin edici olmadı... Bütün bunların üstüne savcı demez mi:

“Gülen’in olağanüstü büyük maddi gücü var. Bu güce erişmede CIA ile ilişkilerinin rolü olabilir!”

Gülen hareketinin CIA ile bağlantısı var mı yok mu sorusu, şöyle bir soru kadar abes:

Mayoyla denize giren kişi ıslanır mı?

Bu soruya Gülen mantığıyla yanıt vermek için önce şu sorunun yanıtlanması gerekir:

Deniz ıslak mıdır?

Gülen’in 1990’lı yılların başından itibaren hızla büyümesinin temel etkeni şöyle özetlenebilir:

ABD, yıkılan Sovyetler Birliği’nin ardından Orta Asya’yı kendi nüfuzu altına almak için Gülen’i taşeron olarak kullandı. Her şey bu temelin üstüne oturtuldu.

***

Geçen hafta ABD’den gelen haberler ilk bakışta kafa karıştırıcı nitelikteydi...

1997’den beri ABD’de yaşayan Gülen’le igili Amerikan makamlarının kafasında neden ani soru işaretleri oluşmuş gibi bir hava veriliyor?

Beş şık sıralayalım:

A- ABD, Gülen’i Orta Asya’da yeterince kullandı. Zamanla gerçek kimliği açığa çıktı. Rusya, Özbekistan Gülen okullarını kapattı. ABD, Gülen’in son kullanma tarihinin dolduğunu düşünüyor.

B- ABD, Gülen’in yeni dönemde Afrika’da kullanılmasını planlıyor. Bu süreçte tüm iplerin kendi elinde olmasını sağlamak için oturma iznini sallantıda bırakıyor. Kendisine bağlı Gülen’i daha da bağımlı kulluğa çekiyor.

C- Türkiye’nin iç dengelerini dikkate alıyor. Önümüzdeki dönemin nasıl sonuçlanacağını kestiremediği için Gülen’e karşı daha ortada bir duruş sergiliyor.

D- AKP’nin kapatılması davası sonrasında Gülen hareketi nasıl bir tavır sergileyecek? Bu konuda netleşmiş bir anlaşma olmadığı için ABD, Gülen’e “çizgimizden çıkarsan çizeriz” mesajı veriyor.

E- Hepsi.

Gülen, ABD’den gelir-gelmez ayrı konu. Biz Türkiye’dekilere seslenelim:

Kendinize gelin!

ankcum@cumhuriyet.com.tr

2010 KPSS Eğitim Bilimleri soruları :)


Cuma, Haziran 27, 2008

Hazır beraat etmiş, neden gelmiyor?

Fetoş'un cemaati bir iddiaya göre 25 milyar dolar yönetiyormuş. Hazır beraat etmiş. Neden gelmiyor? Türk Savcıları seni bekliyor. Hadi gel artık. Beklenti yaratma gel!

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/9286607.asp?gid=229&sz=2535

Cuma, Haziran 20, 2008

İyi Melih'in kendi sorunlarını genele yayma çabaları nereye kadar?

Dünya Sağlık Örgütünün 2007 sonuna kadar kabul ettiği limit 50 mikrogram/litre imiş. Ancak bu hedef ABD'nin talebi üzerine 2008 yılında 10 mikrogram/litre'ye çekilmiş. Alttaki haber biraz eskidi aslında. İzmir genelinde 10 mikrogram/litre altında olan değerlerin Karşıyaka için 20 mikrogram/litre olduğu bilinmektedir. Dolayısıyla geçen sene tehlikeli olmayan bir değerin bu sene limitlerin aşağı çekilmesiyle birden "tehlikeli" sayılması ancak yeni limitlere kısa sürede ulaşılması için bir sebep olabilir.
http://www.yeniasir.com.tr/haber_detay.php?hid=3946

İkinci bir haber de Hürriyet'ten: Burada İzmir'e su sağlayan bazı kuyulardaki su değerlerinin yüksek olduğu yazıyor. Bir kuyunun geçici olarak devreden çıkarıldığı ve gerekli önlemler alındıktan sonra devreye sokulacağı yazıyor:
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/9234272.asp?gid=229&sz=59411

Ankara'ya gelince. Sanayi atıklarının pompalandığı Kızılırmak'tan su alan Ankara'da, içme suyunda sadece arsenik değil diğer ağır metallerin olduğunu düşünüyorum. Kaldı ki, İyi Melih ODTÜ'den rapor aldığını iddia etmiş. Ancak ODTÜ bunun ODTÜ adına açıklanan bir rapor olmadığını bildirmişti. Ankara'daki arsenik değerleri hala bir soru işaretidir. Bana sorarsanız 50 mikrogram/litrenin üstündedir.

İnsan sağlığı üzerinden siyaset yapmak da elbette İyi Melih ve türevlerine has bir olay. İki haberde de küresel ısınma nedeniyle tüm kentlerde bu tür artışların beklenebileceği yazıyor. Kentte daha fazla su tasarrufu yaparak, tarımda damla sulama yöntemini kullanarak su kaynaklarını muhafaza etmek mümkün.

Cuma, Haziran 13, 2008

Fetoş Türk'e Frenk, Türk Fetoş'a Frenk. Hakiki Frenk hangi Frenk?

Sahte peygamber diyor ki "Zaman ve mekâna göre, ilk planda insanlara tuhaf gelecek, onları ürkütecek ve kaçıracak hal, tavır, davranış ve fiillerden sakınmak lazımdır. Bu mevzuda da "illa böyle olmalı" diyerek tekellüfe girmemek esastır. Evet, atalarımızdan tevarüs ettiğimiz kaftanımız, cepkenimiz... Çok hoşumuza gidebilir. Fakat bunlar bugün bazı kimselere başka şeyler çağrıştırıyor, bir kıyafetin ötesinde manaları hatırlatıyor ve ürkütücü oluyorsa, -dinimizin ve kültürümüzün temel sınırlarını aşmamak kaydıyla- görüntümüzle de başkalarını kaçırmamaya özen göstermemiz gerekmektedir. Bir gün muhataplarımız bizi genel karakterimiz, ahlakımız ve evrensel insanî değerlerimiz ile tanıdıktan sonra, artık ne giyersek giyelim, nerede ve nasıl olursak olalım, anlayışımıza, halimize ve davranışlarımıza saygı duyacaklardır ve Allah'ın izniyle ondan sonra bir problem kalmayacaktır. "

Soruyorum. Kimden korkacağız? Size tuhaf geldiğini düşündüğünüz hal, tavır, davranış fiillerde neden bulunuyorsunuz ve o kıyafetleri neden giyiyorsunuz? Üstelik bize de tuhaf geldiğini biliyorsunuz. Cüppe, sarıkla Osmanlı'nın 600 senede kat ettiği mesafe dağılma ile sonuçlandı. Osmanlı'da nüfusun %15'i okuma yazma bilirdi. Bugün Erkeklerde %94 Kadınlarda %88. Ne yapacağız biz kaftanı, cepkeni? Bunlar bizi kalkındırmamış. Biz sizin genel karakterinizi ezelden biliriz. İçinde padişahçı mı ararsın, Vahabi Suud mu ararsın, köktenci Farsi Şii mi ararsın, Kaideci mi, Taliban mı ararsın, tarikatçı şeyh bozması bezirganlar mı ararsın, hepsi var. Sizin her tarafınız evrensel olsa, insani olsa ne yazar? Ajandan neyse o sun. Şeriatçısınız, cumhuriyeti, laikliği, sosyal devleti yıkmak, hayal dünyanızdaki İslam devrimini gerçekleştirmek istiyorsunuz. Bunu hiçbir zaman başaramıyacaksınız. Bu ukte ile öleceksiniz. Sizin dinci kalkışmanıza hiçbir zaman müsamaha gösterilmeyecek. Kanun önünde en sert biçimde cezalandırılacaksınız. Hemen Türkiye'ye geliniz, sahte peygamber bey. Laik Cumhuriyetin izniyle İmralı'da teröristbaşının yanına şeriatçıbaşı olarak tıkılacaksınız. Sonra bir problem kalmayacaktır.

Pazartesi, Haziran 09, 2008

Yasama darbesi yolda - Tayyip diktası geliyor!

Yargıyla takışarak bir yere gelemezsin Ey AKP! Tayyip, kendi kuyunu kazıyorsun! Biri bu Padişah Bey'e çıplak olduğunu hatırlatmalı! Fetoşum sana söylüyorum, Tayyibim sen anla!

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/9134799.asp?gid=229&sz=31091

Kaz baba, kartal baba, penguen baba

Biz OKS'den ÖSYM'den yakınırken daha piskopat eğitim sistemleri mevcut, Korelim yandım allah kaçıyor. Adamlar klasik göç anlayışını ters düz etmiş. Peder Kore'de; valide, çocuk Amerika'da, Yeni Zelanda'da şeklinde. Üstelik sorunlar benzer. 1. Onların sistem de İngilizce öğretemiyor. 2. Yaratıcı zekayı geliştirmiyor. 3. Yurtdışında fazla kalan çocuk "Alman Emre"lere dönüyor. Bir benzerlik var sanki kanki ha?!x1
İngilazca olduğundan ve Her halt dürbün gazatasından alıntı olduğundan Törkishçesi bulunmamaktadır. Üzüntüyle duyurulur:()
http://www.iht.com/articles/2008/06/07/asia/08geese.php?WT.mc_id=newsalert

Bizdeki meali: Kanarya baba, kartal baba, aslan(uçmaz ama gururlu) baba :))
Not: Makaleyi okuyanlar için mealdir, şappadanak anlaşılmaz.

Perşembe, Haziran 05, 2008

Bazıları için "süngü" bazıları için "şamandıra" olan minareler

Tayyibin aklındaki minare, kılıf geçiremediklerini büküp süngü niyetine cihat yolunda kullanmak. İyi Melih'in aklındaki minare, Esenboğa Havaalanı yolu üzerinde taşıdığı gecekondu alanlarından arta kalan minareler ile ahaliye mesaj vermek. (Bak insanları taşıdık, gecekonduyu yıktık, ama minareye dokunmadık hesabı ;) İzmir'deki minarenin görevi seviye tespit çubuğu:

O da ney? Aboooğ diyenler için şöyle söyliim. Biz de bir Tahtalı Barajı var. Küresel ısınma nedeniyle kurumak üzere. Eskiden yerleşim birimi olan bu yerde terkedilmiş bir cami var. Ancak baraj tam dolu olsa bile bir minareyi batıracak yüksekliğe ulaşmıyor. Doluluk oranını ona bakarak tespit ediyorlar:)

Aşağıdaki resme bakınca minare çevresinde belli yüksekliklerde mavi halkalar olduğunu göreceksiniz. Allahın işi işte! Önceden bilmese ölçüm yapılacağını, halkaları koydurur muydu? Değil mi?

Çarşamba, Mayıs 21, 2008

Banu Avar

Pek haz etmediğim bir program yapımcısı ve sunucusu olan Banu Avar'ın TRT'den atılmasına üzüldüm. Nasıl Avrupalı ve Amerikalılar Türkiye'deki sorunları incelerken bazen önyargılı beyanatlar, raporlar, görüşler bildirirlerse, Banu Avar da röportajlarında aynısını "gelişmiş" ve "medeni" bildiğimiz Avrupa ülkelerine karşı yaptı. Tepki çekmesinin nedeni konulara tam bir kızıl elmacı, Türkçü, milliyetçi, örfçü, sofu ve tamamen duygusal bakış açısıyla yaklaşmasıydı. Oysa daha bilimsel ve tarafsız bakış açısıyla, ajite etmeyen sorularla da Avrupalıların insan hakları ve özgürlükler konusunda kendi göçmen ve azınlıklarına çektirdiklerini yüzlerine vurmayı becerebilirdi. Ama bunu yapmadı, yapamadı. Öyle olsaydı kendisine daha büyük bir saygıyla yazı yazıyor olacaktım. Yine de programlarından epeyce faydalanmıştım.

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/8986807.asp?gid=229&sz=40278

Salı, Mayıs 06, 2008

Emredersiniz Pikselansları!!?ÇXzzz

Biz de işler önce absürd başlar sonra doğruya evrilir, çevrilir, hatta bazen apar topar rafa kaldırılır ya, işte öyle bir hikaye bu da... Konu Vestel'in Pixellence'ı...Adından anlaşıldığı üzre piksel ile mükemmeliyetin buluştuğu bir ürün tanıtılıyor. Karakterlerin hepsi çatlak, gerçekdışı. O konuya girmeyeceğim. Bu reklam filminde ürün için bir işaret üretmeye çalışmışlar ki, çatlak doktor o işareti yapınca tam anlamıyla pot kırıyor.

O elinin tersiyle yaptığı "iki işareti", belki biz Türkler için bir şey ifade etmeyebilir, ama geniş anlamda İngilizce konuşanlar dünyasında kaba tabiriyle "ziktir git, nah" anlamlarına gelen bu işareti seçen reklam yönetmeni bu ayrıntıyı nasıl atlamış anlayamadım. Bir hatırlayalım; bizim el şaklatarak yaptığımız bir başka hareket de aynı anlama geliyor, ama yabancılar için bir şey ifade etmiyor. İşte bu durum onun tersi :) ...Anladınız siz anladınız...

İşte size o işaretin benim söylediğim şey anlamına geldiğini kanıtlayan bir resim:



Geçen senelerde Petrol Ofisimiz de benzer bir kazanın kurbanı olmuş, Po-man diye bir karakter üretmişti. Aslanlar gibi reklam yapmışız, bol alkış alıyoruz, çocuklar şen falan derken, yazın bizim Almancılar tatil beldelerine düşmeye, benzinliklerde depo doldurmaya başlamışlardı. Muhtemelen bir hiphop ağızlı üçüncü kuşak Türko-Alman gencin: "Hey baba bak reklam yapmış, yazıyor Po-man, ahhahahah.... Die Türken sind unglaublich(Türkler inanılmaz)" diye dalga geçmesiyle başlayan ve ilk kuşak göçmen dedenin "aboooov köt adam diyo leeen" diye utanca çeken bir kahkaha atmasıyla devam eden pot kırma hadisesi, Petrol Ofisimiz Genel Merkezine ulaştığında yöneticilerinin boyunlarından başlayan kırmızılık gözlerde ve kulaklarda zirve yapmış, şah damarları ar damarını taklit edercesine patlamaya, çatlamaya çalışıyordu.

İşte Po-man reklamını çakan bir gazetecinin olaya ucundan değindiği bir makale. Bu reklamlar arkadaşın dediği gibi ne fazla yerel ne de fazla küresel olmalı. O ayarı yapacak kişi de biraz genel kültür sahibi olmalı diye düşünüyom. Köt adam Po-man'ın logosunu görmek, hatırlamak isteyenlere tavsiye olunur bir link:

http://arsiv.sabah.com.tr/2006/01/09/akoz.html

Al işte, bugün TDK da tüm idealistleri ülkücü yapmadı mı?

Bence tüm bu olanlara o çatlak doktor tarzı "kurşun dökmek" gerek.