Karadeniz'in hırçın dalgaları
Islatmıştı sarı saçlarını
Hava pusluydu
ve tanyeri ağaracaktı
Samsun limanında bir kaç eski lamba olmasaydı
hissedemezdin o mavi gözlerde, dalgalarla yıkanmış hırçınlığı
ve farkedemezdi kimse, gemi henüz yanaşmamışken
pruvadan iskeleye atlayan çevik ama bir o kadar kararlı bacakları.
şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Perşembe, Mayıs 19, 2011
Karadeniz'de Tan Vakti
Cuma, Mart 05, 2010
Dumanlı Kalabalık...

Dumanlı Kalabalık
Dumanlı bir kalabalıktır hayat kimi zaman.
Seyredilense gelip geçen o hayatın ta kendisidir,
Dumanların arasından...
Not: Geleneksel Selçuk Deve güreşlerinin kendinden geçmiş izleyicileri... mangal, rakı, güreş ve develerin müptelaları...
Perşembe, Eylül 03, 2009
Ölmek ve Yaşamak
Fotoğraf 3-4 yıl kadar önce Ayvalık'ta çekildi. Ömrünü tüketmiş emektar murat 124 ile taş yolda oynayan küçük çocuk aynı bakıyorlardı sanki ... Biri ölürken biri yaşamına yeni başlamıştı...
Yaşamak ve Ölmek
Umut mudur gözlerindeki,
Önüne serilen hayata merhaba diyen?
Bir elveda ve hüzün müdür,
Kısacık ömrün ardından, geçip giden?
Hey küçük!
Dik tut başını, kaldır kaşlarını,
Taş kaldırımlardasın şimdi, yarın nerelerdesin kim bilir,
Umut hep seninle olsun, hiç eksiltme adımlarını.
Yağmur yağacak hayatına,
İzin verme seni paslandırmasına.
Damlalarla beslen, mutluluğunu sula yaşamında.
Çarşamba, Temmuz 22, 2009
Gözler Anlatır...

Sözler düğüm düğüm olur
Boğazında tıkanır.
Suskunluktur asıl olan
Bırak, gözler anlatır…
Boğazında tıkanır.
Suskunluktur asıl olan
Bırak, gözler anlatır…
Not: Fotoğraf 2006 da İzmir'de Konak-Karşıyaka vapurunda çekildi...
Pazartesi, Temmuz 06, 2009
Deli Gömleği...
Bitmedi oynadığımız tiyatro.
Işıklar altında olsak da rolümüz karanlık.
Kostüm diye giymişiz deli gömleklerini
Senaryoyu oynamalı artık.
Not: Fotoğraf İzmir Ödemiş'in 2 km yakınındaki Birgi Beldesinde çekildi...
Salı, Haziran 30, 2009
Buralar Tenha

Buralar Tenha
Bu aralar tenha buraları,
Bir tek ben varım
Bir de başrolde senin olduğun hayallerim.
Öyle bir yerindeyim ki hayatın,
Ne kalabilirim ne de gidebilirim...
Bir tek ben varım
Bir de başrolde senin olduğun hayallerim.
Öyle bir yerindeyim ki hayatın,
Ne kalabilirim ne de gidebilirim...
Fotoğraf Kayseri - Aksaray yolunda çekildi. Babaannemin cenazesinden dönüyordum. Bu ağaca gözüm takıldı... Aklımdan geçenlerse zaten yukarda yazıldı...
Not: Jubeluma, bana fotoğraflara yazı yazma hastalığını bulaştırdığı için teşekkürler...
Çarşamba, Haziran 24, 2009
İLMEK İLMEKTİ HAYAT

İlmek ilmekti hayat,
Her düğümde kendimi bağladım yaşama,
Yaşamsa her bağlandığımda benden aldı yıllarımı.
Yere dökülen anılardı ve ben onları gönlüme süpürdüm.
Hem yaşadım, hem gördüm.
Kimi zaman sevdim, kimi zaman parçalara bölündüm.
Kimi zaman doğdum, kimi zaman öldüm.
Koca bir ömrü ilmek ilmek ördüm
Not: Bu fotoğrafı 3 sene önce çekmiştim... Yer Ankara Beypazarı'nın tarih kokan ve nice insanın anılarını barındıran arka sokakları. Bu teyze çıktı karşıma, ben de bastım denklanşöre, sert gelen ışığa aldırmadan...
Dün gece tekrar karşılaştım bu fotoğrafla ve o an neler hissetiğimi hatırladım...
Salı, Haziran 09, 2009
KÖREBE...
Bunlar hep geceyarıları oluyor - yirmidörtlerde
Susuk bir yalnızlığım oluyor - anasonlu
Sen aslında yoksun ama gözlerin var
Gözlerinin buruk seslenişi var yol ağızlarında
Bu kentler senden öncede böyle miydi?
Böyle çıtkırıldım böyle korkak
Sonra bütün ışıkları söndürmek içten değil
Ellerini ayaklarını mesela - yani seni - içten değil
Biz nasıl olsa hiçiz biliyorsun - olan çiçeklere oluyor
Biliyorsun bir yumduk mu gözlerimizi açmamasına
Olan gökyüzüne oluyor - kahrımıza yetmiyor maviliği
Ya da ellerini sallama rıhtımlarda
Dudaklarını ısırıp ısırıp ağlama, yenileceğim
Üstelik son yenilgim olacak haberin olsun
Bu bir kaçış değil - bir kurtuluş hiç değil
Belki de bir arayış körebemsi yaşantımda
İyisimi indir perdelerini - bir başımıza çoğalalım...
Susuk bir yalnızlığım oluyor - anasonlu
Sen aslında yoksun ama gözlerin var
Gözlerinin buruk seslenişi var yol ağızlarında
Bu kentler senden öncede böyle miydi?
Böyle çıtkırıldım böyle korkak
Sonra bütün ışıkları söndürmek içten değil
Ellerini ayaklarını mesela - yani seni - içten değil
Biz nasıl olsa hiçiz biliyorsun - olan çiçeklere oluyor
Biliyorsun bir yumduk mu gözlerimizi açmamasına
Olan gökyüzüne oluyor - kahrımıza yetmiyor maviliği
Ya da ellerini sallama rıhtımlarda
Dudaklarını ısırıp ısırıp ağlama, yenileceğim
Üstelik son yenilgim olacak haberin olsun
Bu bir kaçış değil - bir kurtuluş hiç değil
Belki de bir arayış körebemsi yaşantımda
İyisimi indir perdelerini - bir başımıza çoğalalım...
Pazartesi, Aralık 01, 2008
Oğlumun denizci olmasını isterdim..
Oğlumun denizci olmasını isterdim.
Deniz sonsuz bir kavga alanıdır.
Deniz kavgacıdır.
Oğlumun kavgacı olmasını isterdim.
En iyi, en temiz, denizde düşünülür.
İsterdim ki oğlum,
Kavga’dan ayrılmadan,
Kavganın içinde düşünen bir adam olsun.
Denizin gözü pek’tir.
Denizcinin de gözü pek,
Denizle yüz be yüz dövüşülür.
İsterdim ki oğlum,
Yüz be yüz dövüşmekten tat alsın.
Diyeceksiniz ki:“İşte bunda haltettin!
Arkadan bıçak atmasını bilmeyenler,
Bu kara toprak üstünde, kendileri
Sırtlarından bıçak yiyerek devrilirler”
İyi ya, işte ben de onun için,
Oğlumun karada kancıkça dövüşen bir bücür değil,
Denizde yüz be yüz dövüşen bir dev olmasını isterdim.

Akşam Gazetesinde 08-Ağustos-1935’ günü “Orhan Selim” takma adi ile yayımlanan Nâzım Hikmet satırlarından..
Deniz sonsuz bir kavga alanıdır.
Deniz kavgacıdır.
Oğlumun kavgacı olmasını isterdim.
En iyi, en temiz, denizde düşünülür.
İsterdim ki oğlum,
Kavga’dan ayrılmadan,
Kavganın içinde düşünen bir adam olsun.
Denizin gözü pek’tir.
Denizcinin de gözü pek,
Denizle yüz be yüz dövüşülür.
İsterdim ki oğlum,
Yüz be yüz dövüşmekten tat alsın.
Diyeceksiniz ki:“İşte bunda haltettin!
Arkadan bıçak atmasını bilmeyenler,
Bu kara toprak üstünde, kendileri
Sırtlarından bıçak yiyerek devrilirler”
İyi ya, işte ben de onun için,
Oğlumun karada kancıkça dövüşen bir bücür değil,
Denizde yüz be yüz dövüşen bir dev olmasını isterdim.

Akşam Gazetesinde 08-Ağustos-1935’ günü “Orhan Selim” takma adi ile yayımlanan Nâzım Hikmet satırlarından..
ASIL ADÂLET..
insanlarda tek sıcak yasa;
üzümden şarap yapmaları,
kömürden ateş yapmaları,
öpücüklerden insan yapmalarıdır.
insanlarda tek zorlu yasa;
savaşlarda yoksulluğa karşı
kendilerini ayakta tutmaları,
ölüme karşı yaşamalarıdır.
insanlarda tek güzel yasa ;
suyu ışık yapmaları,
düşü gerçek yapmaları,
düşmanı kardeş yapmalarıdır.
hep vâr olan yasalardır bunlar.
bir çocuğun tâ yüreğinden başlar,
yayılır, genişler, uzar gider.
tâ akla kadar..
Paul Éluard
üzümden şarap yapmaları,
kömürden ateş yapmaları,
öpücüklerden insan yapmalarıdır.
insanlarda tek zorlu yasa;
savaşlarda yoksulluğa karşı
kendilerini ayakta tutmaları,
ölüme karşı yaşamalarıdır.
insanlarda tek güzel yasa ;
suyu ışık yapmaları,
düşü gerçek yapmaları,
düşmanı kardeş yapmalarıdır.
hep vâr olan yasalardır bunlar.
bir çocuğun tâ yüreğinden başlar,
yayılır, genişler, uzar gider.
tâ akla kadar..
Paul Éluard
Pazartesi, Eylül 15, 2008
Egemen için..
Aşağıdaki yazı, 07/08/1996 tarihinde bir zarfa konmuş ve bir arkadaşıma, uygun zaman geldiğinde, oğluna verilmek üzere teslim edilmiştir.
07/08/1996
Doğumundan 3 gün sonra..
Sevgili Bebek,
Sana bu şekilde seslenmek zorundayım. Çünkü Canın Annen ve Baban sana henüz bir isim koymadılar.
Önemli olanda bu değil zâten.
Sağlığın, huzûrun ve bahtının açıklığı..
Tanrı ömrüne ömür katsın, ilerki yıllarda,
onurlu,
şerefli,
insanları seven ama değerlerinden ödün vermeyen biri,
bir gerçek insan olarak yaşamını sürdüreceksin.
Çok büyük bir olasılıkla, ki bunun olması bence iyidir, annen ve babanla otuzlu yaşlara varana değin sürtüşmelerin olacak..
Hattâ belki zaman zaman, acaba beni sevmiyorlar mı diye de düşüneceksin.
Kendinin dahî onları sevip sevmediğinden emin olmadığın zamanlar olacak..
Bunlar kişiliğinin gelişmesine, kendini bulmana yardımcı olacak.
Ama bir gün kesinlikle anlayacaksın ki, senin için onlardan daha değerli ve onlar için senden daha değerli başka bir varlık yok..
Ben Onlar'ın değerini, söylediğim gibi otuzlu yaşlarımda anladım. Sen belki daha çabuk çözersin, bilemem.
Ama, bizim seninle 4 Ağustos doğumlu olmak gibi bir ortak noktamız var. .
Bizlere ne söylenirse söylensin, ne öğretilmek istenirse istensin,
bir şeyin eğriliğine ya da doğruluğuna kendimiz karar veririz.
Ve inanıyorum ki; herşeyin doğrusunu bulacaksın.
Hedeflerine her zaman ulaşacaksın.
Çünkü hedefe koşmaya karar verdiğinde, ona ulaşacağından emin olacaksın.
Etrâfındakiler, dostların, arkadaşların, sevgililerin, belki eşin/eşlerin seni "Zor adam - Sıradışı" olarak niteleyecekler.
Bundan yüksünme, tersine onur duy.
Sürüden olmadığını bilmeleri iyidir.
Kestirme yollara tenezzül etmeyecek daima zor yollara tırmanacaksın.
Ve buralarda çok özel patikalar, tepeler ve yollar bulacaksın.
Bir çıkmaz yola girdiğinde geriye dönerken aldığın deneyimi hiç unutmayacaksın.
Bu bilinmeyen yollarda, her insanın göremeyeceği çok özel manzaralar görecek ve yaşayacaksın.
Bu manzaralar bâzen güzel, bâzen çirkin olabilir.
Ancak sana faydası; yeterince yüksekte, kendi patikanda, hangisinin iyi ve hangisinin kötü olduğunu anlamandır.
"Bir bulut, neden belli bir yönde ve belli bir hızda uçtuğunu bilmez. Bir itki duyumsar, -şimdi gidilecek yer burası.- diye.
Ama gökyüzü, bütün bulutların arkasındaki nedenleri ve desenleri bilir.
Ve kendini yeterince havalandırıp, ufukların ötesini görebildiğinde sen de bileceksin. Richard Bach."
Kalbin ve gönlün çok geniş olacak.
Çok çabuk aşık olabilecek, sevebilecek ve güveneceksin.
Ama güvenilmediğini anladığında, sonuna kadar savaşacak, kazandığında savaş baltanı gömecek,
savaştığın kişi ya da kişiler bunu sana hatırlatana dek bir daha çıkartmayacaksın.
İstemeden yapmış olduğun bir hatâ, sana sık sık hatırlatılırsa çok kızacaksın.
Eğer karşındaki, bu hatânı sana hatırlatarak intikam almak için, aynı hatâyı bilerek yaparsa aşırı sinirleneceksin.
Gönlün zâten vermekten yana olduğundan, istemeyene yağdıracak, isteyene koklatmayacaksın.
Ne kadarını hakettiğini düşünecek ve hakettiğini isteyeceksin.
Haketmeden isteyenlere ya da alanlara gıpta etmeyecek aksine onlarla savaşacaksın.
Disiplini, çalışmayı, kazanmayı, gücü ve harcamayı seveceksin.
Düzenli, temiz ve bakımlı olacaksın. Varsın sana "KIL" desinler.
Herşeyi ve herkesi sevmek zorunda olmadığını anlayacaksın. Sevdiğini saklamadığın gibi sevmediğini de açıkça söyleyebileceksin.
Hırslarına gem vurmayı, kazandıkça tatmin olmayı bileceksin.
Mükemmeliyetçi olacaksın.
Hep düşüneceksin. Beyninde fırtınalar kopacak.
Tükenmeyeceksin.
Dolu dolu yaşayacaksın.
Ödün vermeyeceksin.
Ve seni bu özelliklerinle sevebilecek bir kadın arayacak,
ve bulmakta zorlanacaksın.
Aramaktan vazgeçmeyeceksin.
Ve ölmeye giderken dahî, kocaman gülebileceksin.
Yenilgiyi de aynı kazanmak gibi hazmedebileceksin,
daha alt düzeydeki yaşam biçimleri tarafından anlaşılmasan ve deli zannedilsende..
Sevgili Bebek,
Bunları yap ya da böyle ol demiyorum.
Çünkü sen 4 Ağustos'ta doğmuş bir Arslan erkeğisin. Sen zâten busun.
Sen, uğruna dünyayı ateşe verebileceğin biri için bile eğilmezsin.
Şimdi bu kısacık mektubu anlayarak okuduğunu düşündüğüm şu zamanlarında sana söylemek istediğim son bir şey ve paylaşmak istediğim bir şiir var.
İsterdim ki;
Şimdilerde 60 - 70 yaşlarını süren bir İNSAN benim için özel bir şey yazsaymış ve ben de şimdi o satırları okuyor olsaymışım..
Ama hayatta hiç bir şey düş değildir, bebek.
Sınırlarını zorla.
Çünkü onlar kesinlikle senindir.
Yirmiyedi yaşında bir düelloda ölen Rus şairi Lermontov'dan, Ataol Behramoğlu çevirisi ile;
Hayır, ilgi beklemiyorum ben
hüzünlü sayıklamalarına ruhumun.
Alışkınım el çekmeye isteklerimden
eski günlerinden beri çocukluğumun..
Yazdıklarımdan da bir şey beklemem.
Fakat isterim ki, yıllar sonra
kısa fakat isyancı bir ömürden
bir iz kalmış olsun onlarda..
Kimbilir, belki günün birinde
tüm sayfaları hızla geçerken
takılıp kalacaksınız bu dizelere
mırıldanarak "Haklıymış gerçekten."
Belki o sevinçsiz şiir uzun süre
durduracak üzerinde bakışlarınızı..
Bir mezar taşının yol üzerinde
durdurması gibi bir yabancıyı..
Mihail Lermontov - 1830
Dedim ya Bebek, Hayatta hiç bir şey düş değildir..
Belki de ben bu satırları 38 yıl önce kendime yazdım.
Belki de sen, kendi geleceğine yazıyorsun.
İyi yolculuklar.
07/08/1996
Doğumundan 3 gün sonra..
Sevgili Bebek,
Sana bu şekilde seslenmek zorundayım. Çünkü Canın Annen ve Baban sana henüz bir isim koymadılar.
Önemli olanda bu değil zâten.
Sağlığın, huzûrun ve bahtının açıklığı..
Tanrı ömrüne ömür katsın, ilerki yıllarda,
onurlu,
şerefli,
insanları seven ama değerlerinden ödün vermeyen biri,
bir gerçek insan olarak yaşamını sürdüreceksin.
Çok büyük bir olasılıkla, ki bunun olması bence iyidir, annen ve babanla otuzlu yaşlara varana değin sürtüşmelerin olacak..
Hattâ belki zaman zaman, acaba beni sevmiyorlar mı diye de düşüneceksin.
Kendinin dahî onları sevip sevmediğinden emin olmadığın zamanlar olacak..
Bunlar kişiliğinin gelişmesine, kendini bulmana yardımcı olacak.
Ama bir gün kesinlikle anlayacaksın ki, senin için onlardan daha değerli ve onlar için senden daha değerli başka bir varlık yok..
Ben Onlar'ın değerini, söylediğim gibi otuzlu yaşlarımda anladım. Sen belki daha çabuk çözersin, bilemem.
Ama, bizim seninle 4 Ağustos doğumlu olmak gibi bir ortak noktamız var. .
Bizlere ne söylenirse söylensin, ne öğretilmek istenirse istensin,
bir şeyin eğriliğine ya da doğruluğuna kendimiz karar veririz.
Ve inanıyorum ki; herşeyin doğrusunu bulacaksın.
Hedeflerine her zaman ulaşacaksın.
Çünkü hedefe koşmaya karar verdiğinde, ona ulaşacağından emin olacaksın.
Etrâfındakiler, dostların, arkadaşların, sevgililerin, belki eşin/eşlerin seni "Zor adam - Sıradışı" olarak niteleyecekler.
Bundan yüksünme, tersine onur duy.
Sürüden olmadığını bilmeleri iyidir.
Kestirme yollara tenezzül etmeyecek daima zor yollara tırmanacaksın.
Ve buralarda çok özel patikalar, tepeler ve yollar bulacaksın.
Bir çıkmaz yola girdiğinde geriye dönerken aldığın deneyimi hiç unutmayacaksın.
Bu bilinmeyen yollarda, her insanın göremeyeceği çok özel manzaralar görecek ve yaşayacaksın.
Bu manzaralar bâzen güzel, bâzen çirkin olabilir.
Ancak sana faydası; yeterince yüksekte, kendi patikanda, hangisinin iyi ve hangisinin kötü olduğunu anlamandır.
"Bir bulut, neden belli bir yönde ve belli bir hızda uçtuğunu bilmez. Bir itki duyumsar, -şimdi gidilecek yer burası.- diye.
Ama gökyüzü, bütün bulutların arkasındaki nedenleri ve desenleri bilir.
Ve kendini yeterince havalandırıp, ufukların ötesini görebildiğinde sen de bileceksin. Richard Bach."
Kalbin ve gönlün çok geniş olacak.
Çok çabuk aşık olabilecek, sevebilecek ve güveneceksin.
Ama güvenilmediğini anladığında, sonuna kadar savaşacak, kazandığında savaş baltanı gömecek,
savaştığın kişi ya da kişiler bunu sana hatırlatana dek bir daha çıkartmayacaksın.
İstemeden yapmış olduğun bir hatâ, sana sık sık hatırlatılırsa çok kızacaksın.
Eğer karşındaki, bu hatânı sana hatırlatarak intikam almak için, aynı hatâyı bilerek yaparsa aşırı sinirleneceksin.
Gönlün zâten vermekten yana olduğundan, istemeyene yağdıracak, isteyene koklatmayacaksın.
Ne kadarını hakettiğini düşünecek ve hakettiğini isteyeceksin.
Haketmeden isteyenlere ya da alanlara gıpta etmeyecek aksine onlarla savaşacaksın.
Disiplini, çalışmayı, kazanmayı, gücü ve harcamayı seveceksin.
Düzenli, temiz ve bakımlı olacaksın. Varsın sana "KIL" desinler.
Herşeyi ve herkesi sevmek zorunda olmadığını anlayacaksın. Sevdiğini saklamadığın gibi sevmediğini de açıkça söyleyebileceksin.
Hırslarına gem vurmayı, kazandıkça tatmin olmayı bileceksin.
Mükemmeliyetçi olacaksın.
Hep düşüneceksin. Beyninde fırtınalar kopacak.
Tükenmeyeceksin.
Dolu dolu yaşayacaksın.
Ödün vermeyeceksin.
Ve seni bu özelliklerinle sevebilecek bir kadın arayacak,
ve bulmakta zorlanacaksın.
Aramaktan vazgeçmeyeceksin.
Ve ölmeye giderken dahî, kocaman gülebileceksin.
Yenilgiyi de aynı kazanmak gibi hazmedebileceksin,
daha alt düzeydeki yaşam biçimleri tarafından anlaşılmasan ve deli zannedilsende..
Sevgili Bebek,
Bunları yap ya da böyle ol demiyorum.
Çünkü sen 4 Ağustos'ta doğmuş bir Arslan erkeğisin. Sen zâten busun.
Sen, uğruna dünyayı ateşe verebileceğin biri için bile eğilmezsin.
Şimdi bu kısacık mektubu anlayarak okuduğunu düşündüğüm şu zamanlarında sana söylemek istediğim son bir şey ve paylaşmak istediğim bir şiir var.
İsterdim ki;
Şimdilerde 60 - 70 yaşlarını süren bir İNSAN benim için özel bir şey yazsaymış ve ben de şimdi o satırları okuyor olsaymışım..
Ama hayatta hiç bir şey düş değildir, bebek.
Sınırlarını zorla.
Çünkü onlar kesinlikle senindir.
Yirmiyedi yaşında bir düelloda ölen Rus şairi Lermontov'dan, Ataol Behramoğlu çevirisi ile;
Hayır, ilgi beklemiyorum ben
hüzünlü sayıklamalarına ruhumun.
Alışkınım el çekmeye isteklerimden
eski günlerinden beri çocukluğumun..
Yazdıklarımdan da bir şey beklemem.
Fakat isterim ki, yıllar sonra
kısa fakat isyancı bir ömürden
bir iz kalmış olsun onlarda..
Kimbilir, belki günün birinde
tüm sayfaları hızla geçerken
takılıp kalacaksınız bu dizelere
mırıldanarak "Haklıymış gerçekten."
Belki o sevinçsiz şiir uzun süre
durduracak üzerinde bakışlarınızı..
Bir mezar taşının yol üzerinde
durdurması gibi bir yabancıyı..
Mihail Lermontov - 1830
Dedim ya Bebek, Hayatta hiç bir şey düş değildir..
Belki de ben bu satırları 38 yıl önce kendime yazdım.
Belki de sen, kendi geleceğine yazıyorsun.
İyi yolculuklar.
Salı, Eylül 02, 2008
GEL DE ANLAT..

Gel de anlat,
gökyüzünde hem en parlak
hem de en yalnız
yıldızı nasıl bulduğunu..
Gel de anlat,
yaşamında bâzılarını
hem ne çok sevdiğini,
ve ne kadar kırgın olduğunu..
Gel de anlat,
mum ışığında görünen
küllüğün yeşili ve
şarabın kırmızı tonunu..
Gel de anlat,
Orhan Veli uçarken
daha annen bile
bağlamıyordu donunu..
Gel de anlat..
Gel de..
Anlat.
Cuma, Ağustos 22, 2008
Bir MARTI olsam..

Denizde görürsün onları..
Ya da damlarda..
Apartmanların tepesinde uçuşurken..
Bâzen Gökova'nın kuytu bir koyunda..
Belki de sevdilerse seni,
balkonunun korkuluklarında..
İskelelerde..
ya da.. kardeşçe süzülürlerken,
Motorların üzerinde..
Ama hep hareket hâlinde..
ya bir parça ekmek,
ya da balık peşinde..
Bilirsin belki nasıl ölür,
kediler, köpekler..
Sâhi ben bulamadım..
Martılar nerede ölürler?
zebze çeşidi:
0-ABY,
cevapsız sorular..,
duygular,
kişisel,
sarhoşluk halleri,
şiir
Cuma, Mart 07, 2008
66. Sone
Vazgeçtim bu dünyadan, tek ölüm paklar beni;
Değmez bu yangın yeri avuç açmaya, değmez,
Değil mi ki çiğnenmiş inancın en seçkini,
Değil mi ki yoksullar mutluluktan habersiz,
Değil mi ki ayaklar altında insan onuru,
O kız-oğlan-kız erdem dağlara kaldırılmış,
Ezilmiş, hor görülmüş el emeği, göz nuru,
Ödlekler geçmiş başa, derken mertlik bozulmuş,
Değil mi ki korkudan dili bağlı sanatın,
Değil mi ki çılgınlık sahip çıkmış düzene,
Doğruya doğru derken eğriye çıkmış adın,
Değil mi ki kötüler kadı olmuş Yemen’e;
Vazgeçtim bu dünyadan, dünyamdan geçtim ama,
Seni yalnız komak var, o koyuyor adama.”
Shakespeare.. (Can Yücel’in tercümesi)
Değmez bu yangın yeri avuç açmaya, değmez,
Değil mi ki çiğnenmiş inancın en seçkini,
Değil mi ki yoksullar mutluluktan habersiz,
Değil mi ki ayaklar altında insan onuru,
O kız-oğlan-kız erdem dağlara kaldırılmış,
Ezilmiş, hor görülmüş el emeği, göz nuru,
Ödlekler geçmiş başa, derken mertlik bozulmuş,
Değil mi ki korkudan dili bağlı sanatın,
Değil mi ki çılgınlık sahip çıkmış düzene,
Doğruya doğru derken eğriye çıkmış adın,
Değil mi ki kötüler kadı olmuş Yemen’e;
Vazgeçtim bu dünyadan, dünyamdan geçtim ama,
Seni yalnız komak var, o koyuyor adama.”
Shakespeare.. (Can Yücel’in tercümesi)
Çarşamba, Kasım 14, 2007
Bir Garip Orhan Veli..

Anmalı..
Anmalı değil mi bir Garip Orhan Veli'yi de..
“Evvela adamım” demiş kendini anlatırken, ben gibi puf böreğini sevmiş, sen gibi Istanbul’u dinlemiş gözleri kapalı, ağlamış sesini duymuşuz mısralarında, açmış pencereyi bağırmış sabaha kadar, “vatan için kimimiz nutuk söyledik, kimimiz öldük” demiş, ona da aşk birden bire olmuş, biz gibi sıradan yaşantıları yazmış şiirlerinde, kâh alayla kâh yererek..
“Evvela adamım” demiş kendini anlatırken, ben gibi puf böreğini sevmiş, sen gibi Istanbul’u dinlemiş gözleri kapalı, ağlamış sesini duymuşuz mısralarında, açmış pencereyi bağırmış sabaha kadar, “vatan için kimimiz nutuk söyledik, kimimiz öldük” demiş, ona da aşk birden bire olmuş, biz gibi sıradan yaşantıları yazmış şiirlerinde, kâh alayla kâh yererek..
BENİ BU HAVALAR MAHVETTİ
Beni bu güzel havalar mahvetti,
Beni bu güzel havalar mahvetti,
Böyle havada istifa ettim
Evkaftaki memuriyetimden.
Tütüne böyle havada alıştım,
Böyle havada aşık oldum;
Eve ekmekle tuz götürmeyi
Böyle havalarda unuttum;
Şiir yazma hastalığım
Hep böyle havalarda nüksetti;
Beni bu güzel havalar mahvetti.
SERESERPE
SERESERPE
Uzanıp yatıvermiş, sereserpe;
Entarisi sıyrılmış hafiften;
Kolunu kaldırmış, koltuğu görünüyor;
Bir eliyle de göğsünü tutmuş.
İçinde kötülüğü yok, biliyorum;
Yok, benim de yok ama...
Olmaz ki!
Böyle de yatılmaz ki!
ESKİLER
Eskiler alıyorum,
Alıp yıldız yapıyorum.
Musiki ruhun gıdasıdır
Musikiye bayılıyorum..
Şiir yazıyorum,
Şiir yazıp eskiler alıyorum,
Eskiler verip musikiler alıyorum.
Bir de rakı şişesinde balık olsam..
Orhan Veli KANIK
Salı, Ekim 23, 2007
Bertold Brecht
auf der mauer stand mit kreide
"sie wollen den krieg."
der es geschrieben hat
ist schon gefallen.
duvara tebeşirle yazılan
"savaş istiyoruz!"
en önce vuruldu
bunu yazan.
Bertold Brecht
"sie wollen den krieg."
der es geschrieben hat
ist schon gefallen.
duvara tebeşirle yazılan
"savaş istiyoruz!"
en önce vuruldu
bunu yazan.
Bertold Brecht
Pazar, Ekim 07, 2007
Google meyvelerini verdi
Kardeşim google'da gördüm. Birgen Air bilem varmış. Çakılma hadisesi bilem var.
İkigen içün şirr yazmış biri. Oldum olası şirrden hazetmediğimden 974 hitin sebeplerini sorgulayaraktan paste ediyom:
İKİGEN SONSUZLUĞU (974 Hit)
Ben her fırtınaya bir kanat verdim
Yollara düşemediğim bundandır şimdi
Nicedir silindi defterimden
Özgürlük diye bir sözcük, üç heceli
Her duyguda bir ikigen sonsuzluðu
Ne yapsam birbiriyle hiç kesişmeyen
Kendimi savurduğum sularda
Anaforlanarak geri dönüyor birden
Yalnızlık diye bir sözcük, üç heceli
Sen kaleminle bir daha geç üstünden
Ahmet Erhan
(Not: Site deniz feneri reklamları eşliğinde yayın yapıyor. Hafif kıllandım şirr(şiir) perisinden. Bi de anafor kelimesini cümle içinde kullanırsanız sevinirim. Zikişgen de 3 heceli Sayın Erhan :) )Ayar kaçmadı umarım ahali. Pardon yani. Bana kriz geldi...
Herneyse,
Kalın salıncakta. Alsancak'ta.
İkigen içün şirr yazmış biri. Oldum olası şirrden hazetmediğimden 974 hitin sebeplerini sorgulayaraktan paste ediyom:
İKİGEN SONSUZLUĞU (974 Hit)
Ben her fırtınaya bir kanat verdim
Yollara düşemediğim bundandır şimdi
Nicedir silindi defterimden
Özgürlük diye bir sözcük, üç heceli
Her duyguda bir ikigen sonsuzluðu
Ne yapsam birbiriyle hiç kesişmeyen
Kendimi savurduğum sularda
Anaforlanarak geri dönüyor birden
Yalnızlık diye bir sözcük, üç heceli
Sen kaleminle bir daha geç üstünden
Ahmet Erhan
(Not: Site deniz feneri reklamları eşliğinde yayın yapıyor. Hafif kıllandım şirr(şiir) perisinden. Bi de anafor kelimesini cümle içinde kullanırsanız sevinirim. Zikişgen de 3 heceli Sayın Erhan :) )Ayar kaçmadı umarım ahali. Pardon yani. Bana kriz geldi...
Herneyse,
Kalın salıncakta. Alsancak'ta.
Salı, Eylül 25, 2007
geçmişten..
Biraz önce eski dosyalarımı karıştırıp bir şey ararken, bir kağıt parçası buldum..
Kimi yerleri sararmış, dönmüş, öylesine bir kağıt parçası.. Ama,
Ama.. işte..
Kimi yerleri sararmış, dönmüş, öylesine bir kağıt parçası.. Ama,
Ama.. işte..
Salı, Ağustos 28, 2007
Ahmet Arif...
Beşikler vermişim Nuh’a
Salıncaklar, hamaklar…
Havva anan dünkü çocuk sayılır.
Anadoluluyum ben,
Tanıyor musun?
***
Utanırım,
Utanırım fukaralıktan
Ele güne karşı çıplak
Üşür fidelerim,
Harmanım kesat.
Kardeşliğin, çalışmanın,
Beraberliğin,
Atom güllerinin katmer açtığı,
Şairlerin, bilginlerin dünyalarında,
Kalmışım bir başıma
Bir başıma ve uzak
Biliyor musun?
***
Binlerce yıl sağılmışım,
Korkunç atlılarıyla parçalamışlar,
Nazlı, seher-sabah uykularımı...
Hükümdarlar, saldırganlar, haydutlar,
Haraç salmış üstüme.
Ne İskender takmışım,
Ne şah, ne sultan!
Göçüp gitmişler gölgesiz!
Ve dayatmışım…
Görüyor musun?
***
Nasıl severim bir bilsen,
Köroğlu’yu
Karayılan’ı,
Meçhul askeri…
Sonra Pir Sultan’ı ve Bedrettin’i…
Sonra kalem yazmaz
Bir nice sevda…
Bir bilsen
Onlar beni nasıl severdi,
Bir bilsen, Urfa’da kurşun atanı,
Minareden, barikattan.
Selvi dalından ölüme nasıl gülerdi.
Bilmeni mutlak isterdim,
Duyuyor musun?
***
Öyle yıkma kendini,
Öyle mahzun, öyle garip…
Nerede olursan ol,
İçerde, dışarıda, derste, sırada,
Yürü üstüne-üstüne,
Tükür yüzüne cellâdın,
Fırsatçının, fesatçının, hayının,
Dayan kitap ile
Dayan iş ile
Tırnak ile, diş ile,
Umut ile, sevda ile, düş ile.
Dayan, rüsva etme beni.
Gör, nasıl yeniden yaratılırım;
Namuslu, genç ellerinle…
Kızlarım,
Oğullarım var gelecekte,
Her biri vazgeçilmez cihan parçası,
Kaç bin yıllık hasretimin koncası,
Gözlerinden,
Gözlerinden öperim,
Bir umudum sende,
Anlıyor musun?
***
Salıncaklar, hamaklar…
Havva anan dünkü çocuk sayılır.
Anadoluluyum ben,
Tanıyor musun?
***
Utanırım,
Utanırım fukaralıktan
Ele güne karşı çıplak
Üşür fidelerim,
Harmanım kesat.
Kardeşliğin, çalışmanın,
Beraberliğin,
Atom güllerinin katmer açtığı,
Şairlerin, bilginlerin dünyalarında,
Kalmışım bir başıma
Bir başıma ve uzak
Biliyor musun?
***
Binlerce yıl sağılmışım,
Korkunç atlılarıyla parçalamışlar,
Nazlı, seher-sabah uykularımı...
Hükümdarlar, saldırganlar, haydutlar,
Haraç salmış üstüme.
Ne İskender takmışım,
Ne şah, ne sultan!
Göçüp gitmişler gölgesiz!
Ve dayatmışım…
Görüyor musun?
***
Nasıl severim bir bilsen,
Köroğlu’yu
Karayılan’ı,
Meçhul askeri…
Sonra Pir Sultan’ı ve Bedrettin’i…
Sonra kalem yazmaz
Bir nice sevda…
Bir bilsen
Onlar beni nasıl severdi,
Bir bilsen, Urfa’da kurşun atanı,
Minareden, barikattan.
Selvi dalından ölüme nasıl gülerdi.
Bilmeni mutlak isterdim,
Duyuyor musun?
***
Öyle yıkma kendini,
Öyle mahzun, öyle garip…
Nerede olursan ol,
İçerde, dışarıda, derste, sırada,
Yürü üstüne-üstüne,
Tükür yüzüne cellâdın,
Fırsatçının, fesatçının, hayının,
Dayan kitap ile
Dayan iş ile
Tırnak ile, diş ile,
Umut ile, sevda ile, düş ile.
Dayan, rüsva etme beni.
Gör, nasıl yeniden yaratılırım;
Namuslu, genç ellerinle…
Kızlarım,
Oğullarım var gelecekte,
Her biri vazgeçilmez cihan parçası,
Kaç bin yıllık hasretimin koncası,
Gözlerinden,
Gözlerinden öperim,
Bir umudum sende,
Anlıyor musun?
***
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

