
Cuma, Mart 05, 2010
Dumanlı Kalabalık...

Cuma, Aralık 11, 2009
GÖLGE ASKERLER...
Pazartesi, Ekim 19, 2009
Hititler'in Kadim Duvar Yazısı
HiTiTLERiN M.Ö.2000 YILINDAKİ DUVAR YAZISINDAN ALINMIŞTIR.
(Sevgili Nisim SİGURA'nın paylaşımıdır).
"Tanrım,
Beni yavaşlat.
Aklımı sakinleştirerek kalbimi dinlendir...
Zamanın sonsuzluğunu göstererek bu telaşlı hızımı dengele...
Günün karmaşası içinde bana sonsuza kadar yaşayacak tepelerin
sükunetini ver .
Sinirlerim ve kaşlarımdaki gerginliği,
belleğimde yaşayan akarsuların melodisiyle yıka, götür.
Uykunun o büyüleyici ve iyileştirici gücünü duymama yardımcı ol...
Anlık güzellikleri yaşayabilme sanatını öğret;
bir çiceğe bakmak için yavaşlamayı,
güzel bir köpek ya da kediyi okşamak için durmayı,
güzel bir kitaptan birkaç satır okumayı,
balık avlayabilmeyi, hülyalara dalabilmeyi ögret...
Her gün bana kaplumbağa ve tavşanın masalını hatırlat.
Hatırlat ki yarışı her zaman hızlı koşanın bitirmediğini ,
yaşamda hızı arttırmaktan çok daha önemli şeyler oldugunu bileyim...
Heybetli meşe ağacının dallarından yukarıya doğru bakmamı sağla.
Bakıp göreyim ki, onun böyle güçlü ve büyük olması yavaş ve iyi
büyümesine bağlıdır...
Beni yavaşlat Tanrım ve köklerimi yaşam toprağının kalıcı
değerlerine doğru göndermeme yardım et.
Yardım et ki, kaderimin yıldızlarına doğru daha olgun ve daha
sağlıklı olarak yükseleyim.
Ve hepsinden önemlisi...
Tanrım,
Bana değiştirebileceğim şeyleri değiştirmek için CESARET,
Değiştiremeyeceğ im şeyleri kabul etmek için SABIR,
İkisi arasındaki farkı bilmek için AKIL ve HİKMET,
Beni aşkın körlüğünden ve yalanlarından koruyacak DOSTLAR ver..."
Herkese sevgiler...
Not: Sevgili Abi şu radyo zamazingosunu halledemedim henüz :((
Perşembe, Eylül 03, 2009
Ölmek ve Yaşamak
Çarşamba, Temmuz 22, 2009
Gözler Anlatır...

Boğazında tıkanır.
Suskunluktur asıl olan
Bırak, gözler anlatır…
Pazar, Temmuz 12, 2009
Babalar Günü Hediyem...
Kızımla birlikte, harika bir gün geçiriyordum. Eşim, kızım ve ben babalar günü arifesinde, kızım ve annesi dedemize ve bana hediye almak istemişlerdi. Yaz aylarında klimalarıyla insanı biraz rahatlatan alışveriş merkezlerinden birindeydik. Ve sıcak bir haziran günü insanların bedenlerini serinleten alışveriş merkezi benim ruhumun mezarı olmak üzereydi.
16 aylık kızım, eşim ve benim yanımızda, bebek arabasına oturmuş bir şekilde etrafını seyrediyor, her zaman olduğu gibi diğer insanlara laf atarak, sevimlilikler yaparak eğleniyor ve bir o kadar da çevresini eğlendiriyordu. Sadece 10 saniye, evet sadece 10 saniye kızımdan gözümü ayırdım ve eşimle konuşmaya daldım. Her ikimizde ilgisiz ebeveynler değildik, ancak 10 saniyeliğine de olsa bir kızımız olduğunu unutmuştuk. Arkamızdan gelen hırıltı sesi ruhumuza saplanan hançer olarak duyurdu kendini. Dönüp baktığımızda bembeyaz olan yüzüyle nefes alamayan biricik Doğa’mızı gördük. Saçındaki tokaların ağzında olduğunu ve çıkaramadığını fark etmemiz ve müdahale etmemiz arasında sanki zaman donmuştu. Zor da olsa 2 adet tokayı çıkarmayı başardık. Ancak Doğa’da hala anormallikler devam ediyordu. 3 adet tokası olduğunu biliyorduk ve 3. tokanın arabasının içinde ya da yere düşmüş olması için dua ediyorduk. Ama değildi. Ölümle yaşam arasında ki kemerli kapının kilit taşı gibi 3. toka kızımın boğazına takılmıştı. Ve Tanrı o kapının açılmasına izin vermedi. Yaşam tarafında bıraktı minik Doğa’mızı. Hayatın çok yeni bir yavrusuydu çünkü. Daha 16 aylıktı. Kan damlıyordu ağzından ve tanrı hayatı o kanla geri verdi doğaya. 3. Tokayı kanlar içinde istifra ettiğinde tıpkı doğduğunda ruhuna verilen ilk nefes gibi ciğerlerine doldurdu hayatı minik Doğa. Korkmuştu, titriyordu, istediği tek şey annesi ya da babasının sıcaklığını hissetmekti.
Eşimle olayın şokundan kurtulmamız ciddi bir süre aldı. İkimiz de suskun bir suçlama yapıyorduk kendimize. Bir yandan da minik Doğa’nın korkmuş ve ağlamaktan titreyen bedenine sarılıyor, korkularımızı ve tanrıya olan şükranlarımızı paylaşıyorduk yavrumuzun teninin sıcaklığıyla. Sonrası acil serviste geçen 1 saat ve ciddi olmayan ve boğazın çeperinde yer alan minik sıyrık.
Eşim “keşke takmasaydım o tokaları, keşke böyle bir olay olmasaydı” diyordu, eve dönüp Doğa’yı yatırıp baş başa kaldığımızda. Bense o zaman anladım bu olaya “kötü” ya da “keşke” olmasaydı dememeyi. Çünkü o bize iyilik yapandır. Hayatın ne denli kontrol edilemeyeceğini anlatandır. Dersler veren ve şükrettirendir.
Babalığın, sadece çocuk sahibi olmakla elde edilemeyeceğini anlamış ve babalar günü hediyemi bizzat Tanrı’nın kendisinden almıştım.
Pazartesi, Temmuz 06, 2009
Deli Gömleği...
Salı, Haziran 30, 2009
Buralar Tenha

Bir tek ben varım
Bir de başrolde senin olduğun hayallerim.
Öyle bir yerindeyim ki hayatın,
Ne kalabilirim ne de gidebilirim...
Çarşamba, Haziran 24, 2009
Teşekkürler...

İLMEK İLMEKTİ HAYAT

Pazartesi, Haziran 22, 2009
Küçük Bir Deneme...
"O halde insanlar da kıtalar ya da büyük kara parçaları gibidirler."
Şaşıran gözlere bakarak devam etti:
"Büyük bir benzerlik var aralarında. Her ikisi de kavuşmak isterler aslında, ancak aralarındaki mesafedir önemli olan. Sınırları tamamen kaldırmak, kıtaların arasındaki suyun yok olması gibidir. Başta kavuşmanın verdiği haz gezinir dudaklarda. Ancak sınırlar kalkmıştır bir kere; kıtalar çarpışmıştır. Siz bilge büyüklerimden öğrendiğim kadarıyla, kıtalar çarpışınca dünyanın en sarp dağlarını oluştururlar aralarında. Kavuşmanın hazzı kısa sürer. O dağların eteklerinde ayrılığın baş döndüren rüzgarları esmeye başlar."
Selamladıktan sonra bilgeleri, devam etti uçurtmasını uçurmaya. Hayallerine geri dönmüştü ve melekleri bile kıskandıran bir uçurtma olmuştu. Nasıl kıskanmasın ki melekler; "rüzgarı hissedemiyorsan, kanatların neye yarar ki!"
Ve hayalinden hiç vazgeçmedi cahil çocuk. Rüzgarları yüzünde hissederek uçan bir uçurtmaydı hep. Rüzgar, dünyanın en sarp dağlarından esen ayrılık rüzgarları olsa bile...


