Pazartesi, Ekim 18, 2010

Cumartesi, Ekim 16, 2010

Soru... Merak...

Bir kaç zamandır windows7, internet explorer 9 ve widescreen ( geniş ekran ) kullandığımdan bloğun teması, nedendir bilmiyorum, bana eskiye göre farklı görünüyor. Örneğin yukarıdaki martı resmi ( Banner ) sayfayı açtığımda kısa görünüyor.



Sağ kolondaki müzik şeysi ve altındaki diğer şeyler, martı resminin altında sağ kenara doğru daha kaymış görünüyor.

Mozilla ya da diğer browserları kullanan arkadaşlardan görüntünün nasıl olduğunu yazmalarını istersem çok şey istemiş olur muyum ki?

İşi kolaylaştırayım. Bâri bi harf seçin...

a- Bende herşey eskisi gibi, yerli yerinde.
b- Sendeki gibi... Sağ kolon sağa kaymış.
c- Ben de zaten senin blog hep kayıktı...
d- Senin işin gücün yok mu?
e- Referandumda evet dedin diye olmuştur.
f- Referandumda hayır dedin diye olmamıştır.
g- N'aber?

Çarşamba, Ekim 13, 2010

Rapidshare Film Bilgisi...

Burayı tıkladığınızda göreceğiniz üzere, aradıkları filmlerin rapidshare linklerini bulamayanlar için bir blog açtım...
Hergün ortalama birbuçuk film seyredip, iki-üç film indiren ve bu hesaba göre indirdiği filmlerin tamamını hiçbir zaman seyredemeyecek olan ben, bu filmler arasında kayda değer bulduklarımı ve ayrıca IMDB notunun en az 6'nın üzerinde olmasını da gözönünde tutarak, siz değerli hemşehrilerim ile paylaşmaya karar vermiş bulunuyorum. (Yeşşşeee)

Sitedeki tüm film linkleri çeşitli yerli-yabancı sitelerden alıntı olup, tarafımdan indirilip kontrol edilen rapidshare linkleridir. Düzgün altyazı bulduğumda, uyum sorununu kontrol edip, varsa düzelterek, rapid'e yükleyip linkini paylaşıyorum.

Hergün yeni bir film olmuyor hâliyle... Her izlediğimin linkini de vermiyorum. Dediğim gibi... Kayda değer ise...

Bilginize...

Salı, Ekim 12, 2010

Konu C. ise tabisiki...

İlk belirlemelere göre can ve mal kaybı olmadığından kaldığımız yerden devam ediyoruz. En azından devam etmeye çalışıyoruz.

Daha önce size çok kısa olarak Arkadaşım C. başlığı altında birisinden bahsetmiştim.

Bugün kendisinin uğuru(!) ile ilgili bir kaç bilgiyi paylaşmak istiyorum. İnanacak mısınız bilmem ama anlattıklarımda en ufak bir abartma yoktur.
Ancak bunları anlatırken kuruluş adları, şirket isimleri gibi detayları elbette kapalı olarak yazacağım.

Arkadaşım C., 2003 yılında çok başarılı olduğu bilinen kişilerle birlikte, köklü bir kuruluşta yeni bir departmanın kuruluşuna katıldı. Departman bir yıl sonra kuruluşun hiç görmediği olaylar ve terslikler yaşadı. Bugün hâlen kendisini toplayabilmiş değil.

Arkadaşım C, o sıralarda kendisine ait ve uzun yıllardır işlettiği mekânı işlerin kötüye gitmesi üzerine devretti.

Arkadaşım C, bir müddet sonra, yine uzun yıllardır demir-saç levha işi yapan iki ortaklı bir firmaya müdür olarak girdi. Bir kaç ay geçtiğinde o güne kadar hiç bir geçimsizliği olmayan ortaklardan birinin diğerini ayağından vurduğu, birisinin hastaneye diğerinin hapishaneye gönderildiği duyuldu.

Bir müddet sonra arkadaşım C, şehrin ilk on benzinliği arasında sayılan bir benzin istasyonuna müdür olarak girmeye hazırlandığı sırada, istasyonun sahibi olan iki kardeşten büyük olanı kalp krizi geçirerek öldü. Buna rağmen küçük kardeş durumu aymadığı için C.'i müdür olarak aldı ve istasyon ( tabisiki ) battı.

Bu sıralarda bir başka ortak arkadaşımız Y., C. ile ortak bir iş yapmaya karar verdi. Kereste ve bazı inşaat malzemelerini şehrin en büyük inşaat firmalarından birine satmaya başladılar.

Sonuç; Y. şimdi, eşinden boşanmış olarak yurtdışında yaşıyor, çocuklarını uzunca bir zamandır görmüyor. İnşaat firması ise ( tabisiki ) tahmin edeceğiniz gibi battı.

Arkadaşım C., bir müddet sonra yine bir arkadaşının yanında işe başladı. Bir kaç ay sonra duyduğumuz, bu arkadaşın İspanya'daki uçak kazasında ölen tek Türk yolcu olduğuydu.

Hemen hemen aynı yörede, bir başka büyük kuruluşta genel sekreter ünvanı ile işe girmesinden bir kaç ay sonra ise, o kuruluş tarihinin en büyük yangınını yaşadı.

Şimdi...

...Arkadaşım C., bana arasıra "Lan gel senle şööle güzel bi yer açalım." deyip duru...

Tabisik...??? Amaaan, tabisiki...

Çarşamba, Ekim 06, 2010

DAŞ YOH MU LA DAŞ?


-Ula Duralı, sen aha bu il genel meclisine seçildin ya, heç ganunların bize verdiği görevinen sorumlulukları biliyon mu? Bak şimdiii, birinci maddede ne diyo, Stratejik plân ile yatırım ve çalışma programlarını görüşmek ve karara bağlamak , il genel meçlisinin görevidir diyo. Aha oku bak burayı, diyo mu demiyo mu?
-Diyo demeye, n'olcak ki?
-Heh, sen bi dur dinle bak Duralı. Şimdiii, hanı geçende müşteşar yardımcısıynan, tanıtma genel müdürü açılışa geldiydi, şu Andrüv müdür nedir, avustralyalı gavırın bizim koylüleri hamal gibi gullanıp daş daşıtarak yapdırdığı uzaydan bile görünen heykel parkı hatırlıyon mu?
-Yok unutmuşsum, hiç hatırlamıyom.! Niye hatırlamıycam? Elbet hatırlıyom. Turizlerin ziyaret güzergahlarına o parkı da eklemişler rehberler, bilmem mi?
-Dur dur dur! Bi dur dinle hele bak ne diyecem bitmedi lafım daha. Geçende benim picinin masa üstü temasını değiştireyim dedim de, vindovzun masaüstü temaları arasında Stonehenge diye bi görsele rastgeldim, Amanın ne görem, görseldeki daşlar aha bu andrüvün bizim koylulere dizdirdiği daşların aynı deel mi?
-?...?
-Hee Yaaaa! Googılda araştırdım, buldum. Meğersem bu bizim daşların aynından İngilterenin Salizburi düzlüğünde de yok muymuş?
Meğersem vaktıynan ufolara iniş yeri olsun diye yapılmamış mıymış bu şekiller?
-Ooooooohhhhh! Aaaaaa!
-Yaaaa! Elin gavırı niye gelip de bizim memlekette yapsın bu heykel parkı, hiç düşünmedik görüyo musun? Üç yıl uyuduk hep beraber. Amma teknolojinin gözünü seviim bak sonunda dank ettirdi gafama. Ne bu daşların bizim memlekete dikilişinin amacı heç düşündük mü vaktıynan biz he, soruyom sana Duralı?
-Yok düşünmedik hakkın var Memet Abey.
-Bence geç galmış sayılmayız. Ben diyom ki meclise bi önerge verek, bu daşların yapılış amacı ne imiş bi araşdırılsın. Öyle ya, uzaydan görülebiliyosa, ufolar direk bizim depemize inecek dimektir. Buna engel olmak lazım. Zaten bu biraz da kanunun bize tanıdığı stratejik görevlerden biri öyle deeel mi a Duralım?
-Ben de godum gitti imzamı önergeye Memet Abi. Öyle ya Ankara' ya göre hava hoş, onlar müşteşar yardımcısını heykelpark açılışına da, ufoların iniş yaptığı afet bölgesine de gönderir. Biz tedbirimizi baştan alalım da neme lazım.
-Yaaaa Duralım, heç sormadık kendimize bu adam kendine niye “ Kainata Daşlarla Fısıldayan adam” diyo diye deel mi? Bah bana sorarsan bu adamın uzaylılarnan da bi ilgisi var bah demedi deme. Uzaylılara ne fısıldadı acaba bu daşlarnan. Googıldaki görsellerde bu Andrüvün bi heykelini daha gördüm, aynen işaret parmaknan orta parmağın arasından başparmağın çıkarıldığı o ayıp işaret gibiydi. Dünyalılarnan alay eder gibi, uzaylılara bi mesaj verir gibi bi heykel yapmış başka bi ülke de. Bana sorarsan Andrüv uzaylı mı diye de bi önerge vermek lazım emme, şimdi onu vereceğimiz önergeye garıştırmayalım, ne me lazım öteki partinin adamlarının ufku o kadar da geniş olmayabilir, önerge red çıkabilir di mi Duralım. O konuyu bi dahaki önergeyle sunarız meclise. Şunun araştırmaları hele bi bitsin, stratejik önemi olan bi konu bu. Dur bakalım sen bi, hele dur bi...

Cumartesi, Eylül 04, 2010

Porselen çıtladı.

Temmuz'un sonları, Ağustos'a girmek üzereydik. Hava 213 derece. Ter akıyor insanın başından, kıçından. Hani öyle zamanlar. Bir de üzerine sağ ayak başparmak tırnağın etine batıyorsa al başına belâyı...

Sedef hastalarında sıkça görülen tırnak deformasyonları yüzünden özellikle sağ ayak başparmağımın bir tarafında neredeyse 180 dereceye varan bir dönüş vardı. Doktor bir arkadaşım "Gel, alıveriyim ben onu kökünden." dediğinde yutkunmuş ve vazgeçmiştim. Acıya katlanacaktım biraz.

Sonra kendi kendime dedim ki; Ulen bırakayım ben bu tırnağı uzasın. Nereye kadar yani? Uzayıp uzayıp çıkacak bir yerden işte. O zamanda ucundan kestirir, rahatlarım.

Böylece ellemedim uzun bir zaman.

Ağustos'a girerken, benim tırnak öyle bir hâl almıştı ki, görüntüsünü filme çekip, Pamuk Prenses'teki cadıya monte etseler değme special-effect'çiler "wowww" diyecek.

A.W.'ye "şimdi n'apçam" dedim. "Gideceksin bir kuaföre, pedikürcüye düzgünce kestireceksin, rahatlatır o seni." diye yanıtladı. Zaten tırnak öyle bir uzamış ki, hani pedikürcü yapamam derse bir sanayi sitesi bulmam lâzım diye düşünüyorum. Âlet edevat sıkıntısı olmasın.
"Lan yapma etme, ben hayatım boyunca pedikür yaptırmamış bir metro erkeği olaraktan, kimi bulurum, nasıl ederim." diye düşünüyorum.

Neyse efenim, günlerden bir gün, öğleden sonra saat 4 filân... İşlerimi tamamlamış eve dönüyorum arabayla.
Evin arka sokağında bir baktım; "Aaa... M. Kuaför." daha önce hiç dikkat etmemişim.
Zınk diye durdum ve indim.
Kıçımda bermuda şort, ayaklarımda topuklarına basılı, yumuşacık beyaz Converse'ler, ayıptır söylemesi. Hava hâlâ vıcık. Sanırım 208 dereceye düşmüş olmalı.

Kuaföre yaklaşırken şöyle bir bakındım, etrafta kim var kim yok diye.
Yandaki dükkanın kapısında iki tane hanzoseksüel aga muhabbet ediyorlar. Pedikür yaptıracağımı duymasalar iyi olur.
Kuaförün kapısında ise, heriflere 5-6 metre mesâfede iki kız oturuyor.
Birinin her hâlinden manikür-pedikür işlerine baktığı belli oluyor. Çünkü bayan kuaförlerinde çalışan kızların ortak bir saç biçimi ve rengi oluyor. Üstleri civciv sarı, dipler ise kuzgun siyah.
Yanındaki kız ise sanırım akşama bir düğün ya da organizasyona katılacağı için gelip saçını, makyajını yaptırmış, ayrılmadan önce kapıda civciv ile bir sigara molası vermiş bir abla. Yüzü porselen bebekler gibi. Sonradan camda okudum. "Porselen makyaj yapılır" diye.

Ben yanaştım bunların yanına ürkek ürkek.

"İyi günler, pidikür yapıyomusunus?" (Adamlar duymasın diye pedikürü kısık sesle ve çok zarif söyledim tabi.)

Civciv "Tabi yapıyorus. İsterseniz hemen geçin içeri." dedi.

-Yok ben şu anda işten geliyorum, müsait değilim. Yarın kaçta geleyim?

- Akşam 7 gibi bekleriz sizi...

-Yalnız bir sorun var. Bende sedef hastalığı ve tırnak deformasyonu var. Bir bakın isterseniz de ona göre karar verin.

Bunu söylediğim sırada tırnağımı görsün diye, ayağımı convers'ten çıkarırken, sıcaklığın ve terinde etkisi ile hafif gri renge dönüşmüş astar da ayakla beraber dışarı geldi.

Zaten bir garip cadı tırnağı, yanında astar, şort, ter, sıcak ve her türlü iğrençlik.

O anda iki şey oldu. Daha doğrusu birinden eminimde, diğerini sanki duymuş olabilirim.

Civciv, tırnakla tanıştığı anda çok ciddi bir travma geçirdi. ( Doktor alalım o tırnağı dediği sırada benim yutkunmam çok hafif kalır yani.) Öyle bir yutkundu ki gitti dedim kız...

Yandanda sanki bir porselen çatlama sesi duydum ama dediğim gibi emin değilim.

* * * *

Ertesi gün, akşam üzeri saat 18,35... A.W. eve geldi.
Kapıdan girer girmez bana baktı; "Hayırdır." dedi. "Nereye gidiyorsun böyle duşlar alınmış, giyinilmiş, saçlar jölelenmiş?"
-Arka sokaktaki kuaföre, pediküre...
-????

* * * *

Korktuğum gibi değilmiş olay. Biraz canım acıdı ama civciv çok rahatlattı gerçekten.
Üstelik, "Beyefendi, bu kadar büyütmenize gerek yok. Buraya öyle hanımlar geliyor ki, sizin bu sorununuz hiç kalır onların tırnaklarının yanında..." diyerek.
Kremler, ovmalar, masajlar, özel terlikler, civcivler... Hayat güzelmiş meğer.

Geçenlerde yine gittim.

Artık ayda bir kez pediküre gidiyorum.

Yaaa, işte böyle.

Görüşelim.